İşte o gün yaklaşıyordu. Aklımdan çıkaramadığım nasıl olacak diye
uykularımı kaçıran kızımdan ayrılacağım o gün. İşe başlama günü.
Devletin verdiği yetersiz izin zaten çoktan bitmişti. Bu patronumun
insiyatifyle kullandığım bir aydı ve oda bitmek üzere iken bebeğimi
bırakma düşüncesi beynimi yiyordu. 4 aydır hep beraberdik. İlk 20 gün
annenemiz vardı yanımızda, sonra 25 gün nenemiz eşlik etti. Sonra sadece
ikimizdik. Babamız akşamdan akşama geliyordu. Hiç ayrılmamıştık. Ece'de
bende bunun nasıl olacağını kestiremiyorduk. Ece'de nasıl yani
diyebilirsiniz. Ama oda benden ayrılamıyordu. Babanesine bırakıp iki
kere karı koca baş başa çıkma girişimlerimiz hepsi sonuçsuz kalmış bir
tanesinde sinema biletimiz yanmıştı. Çıktıktan yarım saat sonra telefon
geliyordu. Ece durmuyor. Erhan da ben de çalışmaya başlayınca ne
olacağını kara kara düşünmeye başlamıştık. Hatta tüm çevremiz. Acaba
alışabilecek miydik hem Ece hem ben?
Son bir hafta biberon
denemeleri, sütleri nasıl veririz, Ece ne yapar ne eder konuşmaları ile
geldi geçti. (biberon denemleri gerçekten önemli) Ve gün geldi. Zaten
bir haftadır hep ağlayan ben o sabah şiş gözlerle kalkmış (tüm gece
ağladığım için) sonrada işe gidene kadar ağlamıştım. Bu her annenin
başına gelen bir durum, yapma sütün kaçar, çalışman da lazım söylemleri
hem dışardan, hem de kendi iç sesimden bana telkin edilse de bunlar
benim gözyaşlarımı kesmeye yetmiyordu. (Şimdi benim de arkadaşlarıma
aynı telkinlerde bulmam oldukça ironik.) Bu apayrı bir duyguydu.
Anlatılamazdı ve kimseden anlamsını bekleyemezdim. Ben bile aradan
sadece 4 ay geçmesine rağmen o psikolojiyi daha az anlayabiliyorum.
Sanırım ''zaman ilaçtır'' lafı bu olsa gerek.
Tabi işe gider
gitmez önce Ece ve patronumun Ece'den yaklaşık 2 ay büyük olan oğlu
Mertcan sohbetleri. Onların deneyimleri. (Hala çoğu zaman
deneyimlerinden faydalanıyoruz.) Sonra iş. Birikmiş işler. İş tesimleri.
Yapılan işleri dolaşma. Ama 1 saatte bir Ece'yi arama. Ece naptı? Ece
sütünü içiti mi? Uyudu mu? Ağladı mı? Ece, Ece, Ece. İlk bir hafta böyle
geçti. Sonra yavaş yavaş telefon sayıları azaldı. Sanıyorum herkes
alışmıştı. Benim gibi işini çok seven biri işin temposuna adapte olmuş,
Ece alışmıştı. Düzen yavaş yavaş oturmuştu. Bazen işimi bu kadar çok
sevdiğim ve yaparken Ece aklımdan çıktığı için suçluluk duygusu bile
duymama rağmen, hayat malesef böyle bir şey. Çocuk yaptı diye bir
kadının kariyerini bitirmesi (şartlar öyle gerektiriyorsa yapacak birşey
yok tabi) bence tek kelimeyle anlatılabilir. Trajedi.
Bebeğin
gelişiminde ilk bir yıl annesiyle olması önemli diye bir laf var. Ama
ispatlanmamış birşey. Bende isteyebilirdim. Ülkemizin, mesleğimin
şartları buna elverişli olsa. Ama dünya dönüyor. Ve bir şeyi
bırakırsanız ucunu yakalamak çok zor. Eğer mesleğinizi seviyorsanız buna
katlanmanız lazım. Çok zor bir süreç asla kolay diyemem. Ama
alışılıyor. Bebeğimi bırakmadan önceki 1 ay ve sonraki 1 ay gerçekten
kötüydüm. Gecelerce ağladığım zamanlar oldu. Ama unutmayın onu bırakıyor
olmanız, onu sevmediğiniz, ondan uzaklaşmanız anlamına gelmez. Tam
tersi işten eve gelince onunla geçirdiğiniz her dakika daha kıymetli
oluyor. Bütün gün onun özlemiyle yanıp tutuşup büyük bir sevgiyle
geliyorsunuz. Her an daha da anlamı oluyor.
Tüm çalışmaya başlayacak annelere; kendizi mümkün olduğunca az üzün.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder