4 Haziran 2014 Çarşamba
KARŞILIKSIZ SEVGİ KARŞILIK BULUNCA
Karşılıksız bir sevgi. Annelik, babalık. İlk doğuduğunda kucağınızda
oynayan bir şey. Emmek ve uyumak. Tek bildiği bu. Ama nasıl bir duyguysa
bir anda bütün sevginizi topluyor, o hiç birşey yapmayan minik canlı.
Bir ay sonra gülümsemeye başlıyor. Aman Allahım dünyanın en mutlu insanı
oluyorsunuz. Çünkü tüm kalbinizin tek sahibi size tepki vermeye
başlıyor. Minik bir gülümsemede olsa bir şey paylaşıyor sizinle. Aylar
geçtikçe tepkiler artıyor. Gülümsenin ardından sesler, el hareketleri,
oyunlar derken birde bakıyorsunuz miniğinizle paylaşımlarınız artmış.
Ece şu anda 10 aylık olmak üzere. Beni görünce kucağıma atlıyor, anne
diyor, bana gel gel yapıyor, oyunlar oynuyoruz ve daha bir sürü şey.
Babasını da değişik tepkiler veriyor. Babasını saçlarını çekmek en
sevdiği şeylerden mesala. Babasını görünce ayaklarını ellerini sallıyor.
Kaç kaç oynuyorlar ve yine bir sürü şey. Kısacası bizim 10 ay önce
başlayan karşılıksız sevgimiz Ecem büyüdükçe karşılık buldu. Ve bu
karşıklı sevgimiz dünyadaki herşeyin üzerinde. Onun bana bakışı, beni
öpüşü, anne demesi herşeye bedel birşey. İyice büyüdüğünde benimle
konuşmaya başladığında sanırım mutluktan uçacağım. Ama şu anda bile çok
mutluyum. Ecem beni seviyor.
ZİHNİ SİNİR
Uyurken çarşafı hep çekiştiriyordu Ece. Sabah bir bakıyoduk; çarşaf
çıkmış katlanmış garip şeyler olmuş. Çarşafın çıkması filan problem
değilde çocuk uyurken çarşafa dolansa, yüzünü kapasa, ağzını tıkasa.
Aman aman Allah korusun. Napalım napalım diye düşünürken bulduk.
Çarşafın 4 köşesine uzun kurdelalar bağladık. Yatağa geçirdikten sonra
ön ve arkayı birbine yanları birbirine bağladık. Şimdi çekse de çarşafı
çıkaramıyor. Yaşasın zihni sinir projeler. Devamı gelecek. Ece bizim
yaratıcılığımızı geliştirdi.
MERTCAN&ECE
Henüz resmi olarak tanışmadılar. Ama bu onların hikayesi. Mertcan
benim patronum Fikret beyin oğlu. Ece ile aralarında 1 ay bile yok.
Mertcan Ece'den 24 gün büyük. Eğer Anılay hanım sezeryan olmasa Ece'de o
kadar beklemese biz aynı gün doğacaklarını düşünüyorduk.
Şantiyede bir sorun için görüşüyorduk. Fikret bey birden ''Anılay hamile'' dedi. Bende sözcüğü ağzımdan bir anda çıktı. Aslında kanamalarım olduğu için daha kimseye söylememiştik. Böylece ortamdakiler çarpı 2 kere hayret nidaları attılar. Sonra ''nasıl yaniler'' geldi. Ofise dönene kadar bunu konuştuk. Haftalarımız aynı gibiydi. Ondan sonra her aşamayı paylaşmaya başladık. ''Ben şunu yapıyorum. Anılay şunu yapıyor. Doktora gittik. Ne dedi? Size ne dedi? Şunları yemek lazım. Bu ilaçları alıyorum. Kaç kilo gözküyor?'' Böyle böyle hamileliğimizin sonuna geldik. Anılay hanım sezeryan olmuştu. Ve Mertcan aramızda idi. Hastane ziyaretini hatırlıyorum da Mertcan küçücüktü. Ece ise zaten karnımda. Sonra benim doğumum geldi çattı. Mertcan çok ufak olduğu için Anılay hanım gelemedi. Ama telefonda uzun uzun konuştuk.
Mertcan ve Ece aramıza katıldıktan sonraki paylaşımlarımızda yine; ''Doktor ne dedi? Nasıl uyuyor? Huysuz mu? Şu yemeği seviyor. Dişleri çıktı mı? Emekliyor mu?'' gibi. Tabi Mertcan önden gittiği için Fikret bey bana ne derse çıkıyor. Çünkü huyları çok benziyor. ''Katı gıdaya geçişte kabız olabilir dikkat'' dedi. Oldu. ''Dişleri çıkarken huysuz olacak'' dedi. Oldu. Ben onların deneyimlerimden inanılmaz faydalanıyorum.
Bugün Mertcan bey ofise geldi. Zaten bu yazıyı teşvik eden de o oldu. Koca adam olmuş. Geçen gördüğümde diş çıkarıyordu ve ateşi vardı. Tatsızdı. Bugünse tam bir bal kavanozu. Kucağımdan bırakmak istemedim. Ece gibi kokuyordu. Ordan oraya gezdi. Dergileri yırttı. Benim çayıma musallat oldu. Poşet çayı çıkarttı, tutup salladı. Her taraf çay oldu. Yaprak ablası ile gezdiler. Bizde Anılay hanım ile sohbet ettik. Tabiki '' Ece ne yiyor? Neler yapıyor? Kaç dişi var?'' şeklinde bir sohbetti. Zaten hayatımız onlar olduğu için başka bir şey konuşamıyoruz. İyi paylaşımlar oldu yine.
Mertcan bey yine bekleriz ofise. Bende bir gün Ece'yi getiriyim de buluşun.
Şantiyede bir sorun için görüşüyorduk. Fikret bey birden ''Anılay hamile'' dedi. Bende sözcüğü ağzımdan bir anda çıktı. Aslında kanamalarım olduğu için daha kimseye söylememiştik. Böylece ortamdakiler çarpı 2 kere hayret nidaları attılar. Sonra ''nasıl yaniler'' geldi. Ofise dönene kadar bunu konuştuk. Haftalarımız aynı gibiydi. Ondan sonra her aşamayı paylaşmaya başladık. ''Ben şunu yapıyorum. Anılay şunu yapıyor. Doktora gittik. Ne dedi? Size ne dedi? Şunları yemek lazım. Bu ilaçları alıyorum. Kaç kilo gözküyor?'' Böyle böyle hamileliğimizin sonuna geldik. Anılay hanım sezeryan olmuştu. Ve Mertcan aramızda idi. Hastane ziyaretini hatırlıyorum da Mertcan küçücüktü. Ece ise zaten karnımda. Sonra benim doğumum geldi çattı. Mertcan çok ufak olduğu için Anılay hanım gelemedi. Ama telefonda uzun uzun konuştuk.
Mertcan ve Ece aramıza katıldıktan sonraki paylaşımlarımızda yine; ''Doktor ne dedi? Nasıl uyuyor? Huysuz mu? Şu yemeği seviyor. Dişleri çıktı mı? Emekliyor mu?'' gibi. Tabi Mertcan önden gittiği için Fikret bey bana ne derse çıkıyor. Çünkü huyları çok benziyor. ''Katı gıdaya geçişte kabız olabilir dikkat'' dedi. Oldu. ''Dişleri çıkarken huysuz olacak'' dedi. Oldu. Ben onların deneyimlerimden inanılmaz faydalanıyorum.
Bugün Mertcan bey ofise geldi. Zaten bu yazıyı teşvik eden de o oldu. Koca adam olmuş. Geçen gördüğümde diş çıkarıyordu ve ateşi vardı. Tatsızdı. Bugünse tam bir bal kavanozu. Kucağımdan bırakmak istemedim. Ece gibi kokuyordu. Ordan oraya gezdi. Dergileri yırttı. Benim çayıma musallat oldu. Poşet çayı çıkarttı, tutup salladı. Her taraf çay oldu. Yaprak ablası ile gezdiler. Bizde Anılay hanım ile sohbet ettik. Tabiki '' Ece ne yiyor? Neler yapıyor? Kaç dişi var?'' şeklinde bir sohbetti. Zaten hayatımız onlar olduğu için başka bir şey konuşamıyoruz. İyi paylaşımlar oldu yine.
Mertcan bey yine bekleriz ofise. Bende bir gün Ece'yi getiriyim de buluşun.
BEBEĞİNİZİN AY AY GELİŞİMİ
1. ay
Motor; Yüzüstü yattığında başını kaldırabilir, bacaklarını hareket ettirir.
Görme/Motor; Elini yumruk şeklinde sıkabilir.
Dil/Konuşma; Bir sese tepki verirken gözünü kırpabilir.
Sosyal Davranış; Yüzünüzü inceler.
2. Ay
Motor; Başını tam dik tutabilir.
Görme/Motor; Artık elini yumruk yapmaz.
Dil/Konuşma; Gülümser.
Sosyal Davranış; Etrafına ilgisi artar.
3. ay
Motor; Yüzüstü pozisyonda kendini kaldırabilir.
Görme/Motor; Eşyaları tutabilir.
Dil/Konuşma; Değişik sesler çıkarabilir.
Sosyal Davranış; Tanıdığı şeylere uzanır.
4. ay;
Motor; Destekle oturabilir.
Görme/Motor; İlgisini çeken eşyalara dokunur.
Dil/Konuşma; Dikkat çekmek için sesler çıkarır.
Sosyal Davranış; Etrafı izlerken keyif alır.
6. ay
Motor; Dönebilir.
Görme/Motor; Eşyaları bir elinden diğer eline alabilir.
Dil/Konuşma; Hayırı anlar. Hece olarak sesler çıkarabilir.
Sosyal Davranış; Yabancıları tanır.
9.ay
Motor; Emekler. Ayakta durmktan çok hoşlanır.
Görme/Motor; Biberonunu tutabilir.
Dil/Konuşma; Onun çıkardığı sesleri çıkartırsanız aynı şekilde size cevap verir.
Sosyal Davranış; Etrafa dikkat. Karıştırma başlıyor.
12.ay
Motor; Yürüyebilir.
Görme/Motor; Baş ve işaret parmaklarını kullanabilir.
Dil/Konuşma; Sözlerinizi anlayabilir.
Sosyal davranış; Hareketlerinizi takip edebilir.
15. ay
Motor; Artık rahat bir şekilde yürür.
Görme/Motor; İlk yazısını yazabilir. Küplerden kule yapabilir.
Dil/Konuşma; Basit emirleri anlar. Kelime haznesi 4-6 kelimeye çıkabilir.
Sosyal Davranış; Çişini yaptığını söyleyebilir.
18. ay
Motor; Artık koşabilir.
Görme/Motor; Kitap sayfası çevirebilir.
Dil/Konuşma; 7-20 sözcük biliyor
Sosyal Davranış; Toz alabilir.
21. ay
Motor; Merdivene çıkabilir.
Görme/Motor; Bardakla su içebilir.
Dil/Konuşma; Cümleler kurabilir.
Sosyal Davranış; Acıktığını ve tuvaletini söyler.
24. ay
Motor; Yardımsız merdiven çıkıp, inebilir.
Görme/Motor; Kendisi soyunabilir.
Dil/Konuşma. Sözcük sayısı 50. Resimlerde gördüklerinin adını söyleyebilir.
Sosyal Davranış; Artık bezden tamamen kurtulur.
2.5 yaş
Motor; Sıçrayabilir.
Görme/Motor; Kalem tutabilir.
Dil/Konuşma; Ben'i doğru kullanır. Dünü ve yarını bilir.
Sosyal Davranış; Adını ve soyadını söyleyebilir.
3. yaş
Motor; Üç tekerlekli bisiklete binebilir.
Görme/Motor; Giyinebilir, ellerini yıkayabilir.
Dil/Konuşma; Kız mı erkek mi bilir. Olayları anlatır.
Sosyal Davranış; Arkadaşları ile oyun oynayabilir.
Motor; Yüzüstü yattığında başını kaldırabilir, bacaklarını hareket ettirir.
Görme/Motor; Elini yumruk şeklinde sıkabilir.
Dil/Konuşma; Bir sese tepki verirken gözünü kırpabilir.
Sosyal Davranış; Yüzünüzü inceler.
2. Ay
Motor; Başını tam dik tutabilir.
Görme/Motor; Artık elini yumruk yapmaz.
Dil/Konuşma; Gülümser.
Sosyal Davranış; Etrafına ilgisi artar.
3. ay
Motor; Yüzüstü pozisyonda kendini kaldırabilir.
Görme/Motor; Eşyaları tutabilir.
Dil/Konuşma; Değişik sesler çıkarabilir.
Sosyal Davranış; Tanıdığı şeylere uzanır.
4. ay;
Motor; Destekle oturabilir.
Görme/Motor; İlgisini çeken eşyalara dokunur.
Dil/Konuşma; Dikkat çekmek için sesler çıkarır.
Sosyal Davranış; Etrafı izlerken keyif alır.
6. ay
Motor; Dönebilir.
Görme/Motor; Eşyaları bir elinden diğer eline alabilir.
Dil/Konuşma; Hayırı anlar. Hece olarak sesler çıkarabilir.
Sosyal Davranış; Yabancıları tanır.
9.ay
Motor; Emekler. Ayakta durmktan çok hoşlanır.
Görme/Motor; Biberonunu tutabilir.
Dil/Konuşma; Onun çıkardığı sesleri çıkartırsanız aynı şekilde size cevap verir.
Sosyal Davranış; Etrafa dikkat. Karıştırma başlıyor.
12.ay
Motor; Yürüyebilir.
Görme/Motor; Baş ve işaret parmaklarını kullanabilir.
Dil/Konuşma; Sözlerinizi anlayabilir.
Sosyal davranış; Hareketlerinizi takip edebilir.
15. ay
Motor; Artık rahat bir şekilde yürür.
Görme/Motor; İlk yazısını yazabilir. Küplerden kule yapabilir.
Dil/Konuşma; Basit emirleri anlar. Kelime haznesi 4-6 kelimeye çıkabilir.
Sosyal Davranış; Çişini yaptığını söyleyebilir.
18. ay
Motor; Artık koşabilir.
Görme/Motor; Kitap sayfası çevirebilir.
Dil/Konuşma; 7-20 sözcük biliyor
Sosyal Davranış; Toz alabilir.
21. ay
Motor; Merdivene çıkabilir.
Görme/Motor; Bardakla su içebilir.
Dil/Konuşma; Cümleler kurabilir.
Sosyal Davranış; Acıktığını ve tuvaletini söyler.
24. ay
Motor; Yardımsız merdiven çıkıp, inebilir.
Görme/Motor; Kendisi soyunabilir.
Dil/Konuşma. Sözcük sayısı 50. Resimlerde gördüklerinin adını söyleyebilir.
Sosyal Davranış; Artık bezden tamamen kurtulur.
2.5 yaş
Motor; Sıçrayabilir.
Görme/Motor; Kalem tutabilir.
Dil/Konuşma; Ben'i doğru kullanır. Dünü ve yarını bilir.
Sosyal Davranış; Adını ve soyadını söyleyebilir.
3. yaş
Motor; Üç tekerlekli bisiklete binebilir.
Görme/Motor; Giyinebilir, ellerini yıkayabilir.
Dil/Konuşma; Kız mı erkek mi bilir. Olayları anlatır.
Sosyal Davranış; Arkadaşları ile oyun oynayabilir.
ECE'NİN MARİFETLERİ
Gerçekten her gün yeni birşeyler öğreniyor ve yapıyor. İnsan bu
gelişim karşında sadece şaşıp kalıyor. İşte Ece'nin son marifetleri;
- Öpücük olayı çözülmüştür. Annesi yanaktan, babası dudaktan (malesef) öpülür.
- UUU şeklinde bağırılırken, ağız tam olarak yuvarlak olur.
- Tutunabilecek herşeye tutunup ayağa kalkılır.
- ''Masa örtüsü mü? Oda ne? Hım şu üzerinde sürahi ve bardak olan şey galiba. Ben çekince hepsi kırıldı. ''
- Anne canımız istediğimizde söylenen bir kelime iken baba herzaman söylenir.
- Anneye açık tişötler yasak. Çünkü açılıp, içeride ne var baklıyor.
- Müzik eşliğinde çok güzel sallanılır.
- Mama sandalyesine oturunca ma-ma denir.
YENİDOĞAN ALIŞVERİŞ LİSTESİ
GİYİM İHTİYAÇLARI
Hastane çıkış seti
Yeni doğan bezi
Body (İhtiyacınıza ve mevsime göre yarım kollu, kolsuz ya da uzun kollu body alabilirsiniz. Sayısı da tamamen ne sıklıkta çamaşır yıkayabileceğinize bağlı olarak değişir.)
4-5 adet geniş yakalı fanila
5-6 tane tulum
3 tane pijama
2-3 adet önlük
4-5 çift yumuşak çorap, patik
5-8 adet külot
Mendil
Bebek başlığı ya da şapka (özellikle pamuklu olanları tercih edin.)
Yelek
En az 2 hırka ve mont (mevsim kışsa atkı, eldiven gibi aksesuvarları da unutmayın.)
BEBEK BAKIM VE TEMİZLİK ÜRÜNLERİ
Yalancı emzik
Emzik Kutusu
Dişlik
Tırnak makası
Tarak ve fırça
Bakım çantası
İlaç kaşığı
Beden termometresi
Burun aspiratörü
Göbek bağı bandı
Bebek eldiveni
Bebek çorabı
Patik
Islak Mendil
Temizleme havluları
Alt değiştirme yatağı ya da örtüsü
Steril pamuk toplar (Bebeğin göz ve kordon temizliği için ve ilk haftalardaki pişiklerinde işinize yarar.)
Çeşitli ebatta tülbentler
Güneş koruyucu krem ve losyon (Mevsim ne olursa olsun bebeklere özel güneş kremini mutlaka kullanın.)
Steril yara bantları ve gazlı bezler
BANYO İÇİN
Bebek küveti ve filesi
Banyo süngeri
Başlıklı bebek bornozu
Bebek şampuanı, sabunu, bebek losyonu ve pişik kremi
Bakım yatağı
Banyo termometresi
EMME VE BESLENME İHTİYAÇLARI
Biberon
Kaynatıldığında su ve ısıdan etkilenmeyecek kalitede biberon emzikleri
Biberon ısıtıcısı, biberon taşıyıcısı
Emzik
Diş kaşıyıcı
Emzirme minderi
Mama tabağı ve kaşığı
Mama sandalyesi
MOBİLYA VE YATAK İHTİYAÇLARI
Bebek karyolası
Yatak
Yastık
Gardırop
Şifonyer
Yorgan, nevresim takımı, çarşaf
Kenar minderi
Cibinlik
Oda termometresi
Battaniye, pike, yorgan
ELEKTRONİK CİHAZLAR
Bebek telsizi
Sterilizatör
Biberon ısıtıcısı
Oda nemlendiricisi
SEYAHAT İHTİYAÇLARI
Puset
Oto koltuğu
Portbebe
Kanguru
Ana kucağı
ANNENİN İHTİYAÇLARI
Hijyenik kadın pedi
Göğüs pedi
Emzirme sütyeni
Hamile külotu
Loğusa külotu
Göğüs pompa seti
Göğüs koruyucu aksesuvar
Meme uçları için krem
Önden açılan gecelik ve pijamalar
Alçak topuklu terlik
Hastane çıkış seti
Yeni doğan bezi
Body (İhtiyacınıza ve mevsime göre yarım kollu, kolsuz ya da uzun kollu body alabilirsiniz. Sayısı da tamamen ne sıklıkta çamaşır yıkayabileceğinize bağlı olarak değişir.)
4-5 adet geniş yakalı fanila
5-6 tane tulum
3 tane pijama
2-3 adet önlük
4-5 çift yumuşak çorap, patik
5-8 adet külot
Mendil
Bebek başlığı ya da şapka (özellikle pamuklu olanları tercih edin.)
Yelek
En az 2 hırka ve mont (mevsim kışsa atkı, eldiven gibi aksesuvarları da unutmayın.)
BEBEK BAKIM VE TEMİZLİK ÜRÜNLERİ
Yalancı emzik
Emzik Kutusu
Dişlik
Tırnak makası
Tarak ve fırça
Bakım çantası
İlaç kaşığı
Beden termometresi
Burun aspiratörü
Göbek bağı bandı
Bebek eldiveni
Bebek çorabı
Patik
Islak Mendil
Temizleme havluları
Alt değiştirme yatağı ya da örtüsü
Steril pamuk toplar (Bebeğin göz ve kordon temizliği için ve ilk haftalardaki pişiklerinde işinize yarar.)
Çeşitli ebatta tülbentler
Güneş koruyucu krem ve losyon (Mevsim ne olursa olsun bebeklere özel güneş kremini mutlaka kullanın.)
Steril yara bantları ve gazlı bezler
BANYO İÇİN
Bebek küveti ve filesi
Banyo süngeri
Başlıklı bebek bornozu
Bebek şampuanı, sabunu, bebek losyonu ve pişik kremi
Bakım yatağı
Banyo termometresi
EMME VE BESLENME İHTİYAÇLARI
Biberon
Kaynatıldığında su ve ısıdan etkilenmeyecek kalitede biberon emzikleri
Biberon ısıtıcısı, biberon taşıyıcısı
Emzik
Diş kaşıyıcı
Emzirme minderi
Mama tabağı ve kaşığı
Mama sandalyesi
MOBİLYA VE YATAK İHTİYAÇLARI
Bebek karyolası
Yatak
Yastık
Gardırop
Şifonyer
Yorgan, nevresim takımı, çarşaf
Kenar minderi
Cibinlik
Oda termometresi
Battaniye, pike, yorgan
ELEKTRONİK CİHAZLAR
Bebek telsizi
Sterilizatör
Biberon ısıtıcısı
Oda nemlendiricisi
SEYAHAT İHTİYAÇLARI
Puset
Oto koltuğu
Portbebe
Kanguru
Ana kucağı
ANNENİN İHTİYAÇLARI
Hijyenik kadın pedi
Göğüs pedi
Emzirme sütyeni
Hamile külotu
Loğusa külotu
Göğüs pompa seti
Göğüs koruyucu aksesuvar
Meme uçları için krem
Önden açılan gecelik ve pijamalar
Alçak topuklu terlik
HER GÜN BİR OLAY
Galiba Ece büyüyor. Ne şaşırtıcı di mi? Şimdi yeni doğanları görünce
ay ne minik bile diyorum elimde olmadan. Tabi Ece büyüdükçe hareketler
artıyor. Daha bir sevimli oluyor. Oyunlar oynuyor. Ve gerçekten her gün
yeni birşeyler yapıyor. İşte şu son birhaftada başımıza gelenler;
- Park yatakta kendi kendine ayağa kalktı ve ayağa kalkmak ne demek üzerine çıktı. Yetişmesek yine bir düşme olayı yaşayabilirdik.
- Köpek dişleri çıktı. İnanılmaz bir iştahsızlığı var.
- Yürüteç olayı tamamen çözüldü.
- Sehpalar ve üzerlerindekiler kalktı.
- Elinden tutunca çok güzel 2-3 adım atabiliyor.
- Yaramaz topların peşinden emekliyor.
- Çok sevgili ayısını ben alınca ne kadar uzakta olursa olsun geliyor ve benden almaya çalışıyor.
- Dün itibari ile ayısını öptü.
- Parmaklarıyla yerdeki toz çöp ne varsa alıp ağzına götürüyor.
- Balkon kapısını açık bulursa hemen çıkıyor.
- Ben işe gittikten sonra arkamdan kapıyı vuruyormuş.
- Gündüz uykuları acaip azaldı. Hatta sabahtan öğlene hiç yok diyebiliriz.
- Akşamları babasıyla beni almaya geliyor. Arabada babasının yanında uslu uslu oturuyor. Beni görünce bağırmaya başlıyor.
- Alt değiştiriken hayatta yatmıyor. Hemen kaçıyor.
ÇAMAŞIRLAR, ÜTÜLER VE BULAŞIKLAR
Çamaşır yıkamak ütü yapmak ve bulaşık yıkamak. Kadınların klasik ev
işleri. Ama bunlar bile bebekle boyut değiştiriyor. Nasıl mı? Şöyle.
Önce çamaşırlardan başlayalım. Bebeğimizin kıyafetleri. Narin tenine değen kumaşlar. Ben bebeğimin tüm kıyafetlerini sabun tozu ile yıkıyorum. Doğuduğundan beri. İlk kıyafetlerini de atmadan önce bir kez makinayı boş çalıştırdım. Deterjan artıkları gitsin diye. Benim makinamda ve artık çoğu makinada ilave durulama tuşu var. Bebeğinizin kıyafetlerinde mutlaka bunu da kullanmalısınız. Sabun tozuda olsa iyice durulansın diye. Çünkü iyice durulanmazsa Allah korusun bebeğinizde alerji yapabilir. Çamaşır fileleri var. Mutlaka bunlardan bir tane edinmelisiniz. Minik çoraplar, eldivenler bunlar çamaşır makinanızda kaybolmaya müsait şeyler. Sonra minik kıyafetler evin içinde uygun bir yerde kurutulur. Ben dışarı asmıyordum. Toz kapar diye. Gelelim ütüye. Minik kıyafetler kuruduktan sonra ütüye hazırdır. Kıyafetleri ben pek dıştan ütüledim. Kazanlı ütülerden almıştım. Onunla daha bir rahat oluyor. Çünkü zaten küçücük şeyler. Ütülemesi o kadar zor ki. En azından kazanlı ütüyle kırışıklığı bir kerede açılıyor.
Ve gelelim bulaşık yıkamaya. Mutfağınızı baştan yaratmaya öncelikle hazır olun. Gerçi 6 ay anne sütü verirseniz, bu söylediklerim 6. aydan sonra geçerli olacak. Ama işe başlayacaksanız süt depolamak için sağma makinasını kullanacak ve bu seremoniye başlamış olacaksınız. Sonra biberonlar, tabaklar, kaşıklar. Öncelikle bir bulaşık süngeri alınır ve sert tarafı kesilir. Bir altlık alınır ve içine beyaz sabun konur üstünede bulaşık süngeri. Altık olsun çünkü hem sabun kayar hemde tezgah kimyasalla silinen bir yer temas olmasa iyi olur. İşte hazırlıklar tamam. Kirliler önce bu düzenekte beyaz sabunla yıkanır. Sonra steril makinası. Eğer steril makinanız yoksa mutlaka edinin. Olmazsa olmaz demeyin. Çünkü kaynar suyla uğraşmak zor. Ben en az 3 kere elimi yaktım. Dışarda mecbur kaldığım durumlarda. Evde de makina olmasa bu sayı herhalde 3 katına çıkardı.
İşte evdeki yeni işleriniz. Hayırlı olsun.
Önce çamaşırlardan başlayalım. Bebeğimizin kıyafetleri. Narin tenine değen kumaşlar. Ben bebeğimin tüm kıyafetlerini sabun tozu ile yıkıyorum. Doğuduğundan beri. İlk kıyafetlerini de atmadan önce bir kez makinayı boş çalıştırdım. Deterjan artıkları gitsin diye. Benim makinamda ve artık çoğu makinada ilave durulama tuşu var. Bebeğinizin kıyafetlerinde mutlaka bunu da kullanmalısınız. Sabun tozuda olsa iyice durulansın diye. Çünkü iyice durulanmazsa Allah korusun bebeğinizde alerji yapabilir. Çamaşır fileleri var. Mutlaka bunlardan bir tane edinmelisiniz. Minik çoraplar, eldivenler bunlar çamaşır makinanızda kaybolmaya müsait şeyler. Sonra minik kıyafetler evin içinde uygun bir yerde kurutulur. Ben dışarı asmıyordum. Toz kapar diye. Gelelim ütüye. Minik kıyafetler kuruduktan sonra ütüye hazırdır. Kıyafetleri ben pek dıştan ütüledim. Kazanlı ütülerden almıştım. Onunla daha bir rahat oluyor. Çünkü zaten küçücük şeyler. Ütülemesi o kadar zor ki. En azından kazanlı ütüyle kırışıklığı bir kerede açılıyor.
Ve gelelim bulaşık yıkamaya. Mutfağınızı baştan yaratmaya öncelikle hazır olun. Gerçi 6 ay anne sütü verirseniz, bu söylediklerim 6. aydan sonra geçerli olacak. Ama işe başlayacaksanız süt depolamak için sağma makinasını kullanacak ve bu seremoniye başlamış olacaksınız. Sonra biberonlar, tabaklar, kaşıklar. Öncelikle bir bulaşık süngeri alınır ve sert tarafı kesilir. Bir altlık alınır ve içine beyaz sabun konur üstünede bulaşık süngeri. Altık olsun çünkü hem sabun kayar hemde tezgah kimyasalla silinen bir yer temas olmasa iyi olur. İşte hazırlıklar tamam. Kirliler önce bu düzenekte beyaz sabunla yıkanır. Sonra steril makinası. Eğer steril makinanız yoksa mutlaka edinin. Olmazsa olmaz demeyin. Çünkü kaynar suyla uğraşmak zor. Ben en az 3 kere elimi yaktım. Dışarda mecbur kaldığım durumlarda. Evde de makina olmasa bu sayı herhalde 3 katına çıkardı.
İşte evdeki yeni işleriniz. Hayırlı olsun.
BEBEKLER İÇİN LEZİZ TARİFLER
Sebze Çorbası (4. aydan itibaren)
1/4 kabak , 1/4 patates, 1/4 havuç, 1 tatlı kaşığı pirinç
Malzemeler haşalnıp püre haline getirilir. Bu püreye 60 ml devam sütü yada anne sütü eklenir.
Not: Bu kabızlık yapabilecek bir çorbadır. Aman dikkat. Biz Ece'ye buna benzer bir çorba ile başlamaştık. Kabızlık yaptı.
Kahvaltı (7. aydan itibaren)
Ekmek içi, 1/2 yumurta sarısı (katı hale getirilmiş), 1/2 kibrit kutusu beyaz peynir, 1 tatlı kaşığı pekmez, 100 ml devam sütü
Yumurta haşlanır, katı kıvama gelir. diğer malzemelerle birlikte devam sütüyle ezilir. Leziz bir kahvaltı hazır.
Not: Ece peynirle yumurtayı aynı gün yemiyor. Ve pekmezi de kahvaltıda sevmiyor. Muhallebisi ile veriyorum.
Bulgurlu Sebze Çorbası (7. aydan itibaren)
1/4 patates, 1/4 kabak, 1/4 havuç, 4 dal ıspanak, 1 çorba kaşığı bulgur, 100 ml devam sütü, 2 su bardağı su, zeytinyağı
Malzemeler suyla birlikte 20 dakika pişirilir. Pişen çorbayı blendırdan geçirip, üzerine devam sütü ve zeytinyağı eklenir.
Not: Tüm yemeklerde zeytinyağı sonradan eklemeye özen gösterin. Zeytinyağın ısınması tavsiye edilen bir durum değil.
1/4 kabak , 1/4 patates, 1/4 havuç, 1 tatlı kaşığı pirinç
Malzemeler haşalnıp püre haline getirilir. Bu püreye 60 ml devam sütü yada anne sütü eklenir.
Not: Bu kabızlık yapabilecek bir çorbadır. Aman dikkat. Biz Ece'ye buna benzer bir çorba ile başlamaştık. Kabızlık yaptı.
Kahvaltı (7. aydan itibaren)
Ekmek içi, 1/2 yumurta sarısı (katı hale getirilmiş), 1/2 kibrit kutusu beyaz peynir, 1 tatlı kaşığı pekmez, 100 ml devam sütü
Yumurta haşlanır, katı kıvama gelir. diğer malzemelerle birlikte devam sütüyle ezilir. Leziz bir kahvaltı hazır.
Not: Ece peynirle yumurtayı aynı gün yemiyor. Ve pekmezi de kahvaltıda sevmiyor. Muhallebisi ile veriyorum.
Bulgurlu Sebze Çorbası (7. aydan itibaren)
1/4 patates, 1/4 kabak, 1/4 havuç, 4 dal ıspanak, 1 çorba kaşığı bulgur, 100 ml devam sütü, 2 su bardağı su, zeytinyağı
Malzemeler suyla birlikte 20 dakika pişirilir. Pişen çorbayı blendırdan geçirip, üzerine devam sütü ve zeytinyağı eklenir.
Not: Tüm yemeklerde zeytinyağı sonradan eklemeye özen gösterin. Zeytinyağın ısınması tavsiye edilen bir durum değil.
ECE BÜYÜRKEN
Dün sizlerle paylaştığım Ece'nin ilk videosu. Onu çekerken ilk
gülücüklerini attığı zamanlardı. O gülücükler insan onlar için herşeyi
yapabilir.''Ece'nin bir gülücüğü için herşeyi veririm'' düşüncesinin
kafamda oluştuğu o dönemlerden sonra bugün Ece ilk defa yatağında kendi
kendine tutunarak ayağa kalktı. Ayaklanmaya başladığı şu zamanlarda
benim de kafamdaki düşünce şu şekilde bir değişikliğe uğrmaya başladı.
Evet Ece için herşeyi veririm ve herşeyi yaparım. Ama nasıl? Onu
ilişkilerden, kötü arkadaşlardan ve en basiti coca coladan nasıl
koruyacağım? Nasıl bir okula gidecek? Eğitimi nasıl olacak? Vatanına
milletine bağlı değerlerine saygılı ve ahlaklı bir birey olarak nasıl
yetiştireceğim? Evet tüm bu sorular. Bunların hepsini yapacağım. Ece
büyüdüğünde de şöyle diyeceğim ''Evet Ece benim kızım'' Ve bunun için
evet herşeyimi veririm. Herşeyi yaparım. Dünyayı yakarım. Klasik
cümleler gibi gelebilir. Ama anne olanlar anlar. Kesinlikle doğru.
İLK BANYO
Göbeğimiz tam 7. gün düştü. Ve düşer düşmez banyo detayları
konuşulmaya başlandı. Nasıl yapacaktık? Neler yapacaktık? Ecemizi nasıl
tutacağız derdinden çok neler yapılacak derdine düşmüştük. Banyo günü
geldiğinde neler yapacağımız az çok kafamızda oturmuştu. Anneannemizle,
teyzemizde gül yaprakları ile gelince tamam olduk.
İlk suyuna bir altın, biraz çörek otu, biraz buğday attık. Ve gül yaprakları. Son suyu ile birlikte de kızımızı tuzladık. Ayaklarının altları, koltuk altları boynu terliyecek yerlerini tuzladık ve kırkladık. O nasıl oluyor? Şöyle. Avcunuzun içine aldığınız tuzlu suyla kırk defa o bölgelere bastırıyoruz. İşte kırklamak bu. Bunu da yaptıktan sonra ilk banyo seasımız bitti.
Bu ilk banyo ritüelleri olmasa Ece'ye banyo yaptırmak oldukça kolaydı. Sadece başını yıkarken biraz ağlamıştı. Ve bu sonralarıda devam edecek bir olaydı. Ama genel anlamda Ece suyu sevmişti. Yaşasın.
İlk suyuna bir altın, biraz çörek otu, biraz buğday attık. Ve gül yaprakları. Son suyu ile birlikte de kızımızı tuzladık. Ayaklarının altları, koltuk altları boynu terliyecek yerlerini tuzladık ve kırkladık. O nasıl oluyor? Şöyle. Avcunuzun içine aldığınız tuzlu suyla kırk defa o bölgelere bastırıyoruz. İşte kırklamak bu. Bunu da yaptıktan sonra ilk banyo seasımız bitti.
Bu ilk banyo ritüelleri olmasa Ece'ye banyo yaptırmak oldukça kolaydı. Sadece başını yıkarken biraz ağlamıştı. Ve bu sonralarıda devam edecek bir olaydı. Ama genel anlamda Ece suyu sevmişti. Yaşasın.
GÖBEK BAĞI DÜŞÜŞÜ
Yenidoğanda en zor olan olaylardan biride göbek bağı ve temizliği.
Orda öyle bir mandal dururken zaten yabancısı olduğunuz bir bireyi
tutmak, altını değiştirmek ne kadar da zor şeyler. Birde o bölgenin
temizliği. Bugün sildik mi? Düzgün oldu?
Söylenen rivayetlere göre kız çocuğunun göbeği erken düşermiş. Erkeklerde ise bu süre biraz daha uzunmuş. ''Allahım düşsede kurtulsak'' derken tam 7. günde Ece hanım göbek bağını düşürdü. Sanırım kızım partilerden çok hoşlanacak ve kalabalıktan. Çünkü bu düşme olayı bile herkes başında iken oldu. Herkes derken annesi, babası ve anneannesi tabikide ve teyzesi . Hepimiz başında idik. Altını değiştirdim. Bezi kapattım. Babası çok ağlıyor diye kucağına aldı ve bir tık sesi. Eniştesi bişey düştü dedi. Baktık ki gerçekten bişey düşmüş. Göbek bağımız. Gerçekte çok sevindiğim anlardan birydi. Yaşasın kurtulmuştuk.
Ama bunun sonrası da vardı. Nasıl mı? Yok yok çok şükür öyle bir iltihap durumu filan değil. Sadece batıl inançlar. Önce güzel uyusun diye göbek bağını yastığının altına koyduk. Sonra bir gün babasına verdim. Oda gidip ismi lazım değil bir üniversitenin bahçenine ufak bir kazı operasyonuyla gömmüş. ''Ayy ne kadar batıl'' diyenleriniz olabilir. Olsun ben inanıyorum. Kuzenim Nazlı'yı anlatsam sizde inanırsınız. Annesinin göbek bağını götürdüğü üniversiteden mezundur kendisi. Üstüne üstlük yüksek bile yaptı. İsterseniz inanın isterseniz inanmayın. Ben yaptım. 20 seneye kalmaz görürüz.
Söylenen rivayetlere göre kız çocuğunun göbeği erken düşermiş. Erkeklerde ise bu süre biraz daha uzunmuş. ''Allahım düşsede kurtulsak'' derken tam 7. günde Ece hanım göbek bağını düşürdü. Sanırım kızım partilerden çok hoşlanacak ve kalabalıktan. Çünkü bu düşme olayı bile herkes başında iken oldu. Herkes derken annesi, babası ve anneannesi tabikide ve teyzesi . Hepimiz başında idik. Altını değiştirdim. Bezi kapattım. Babası çok ağlıyor diye kucağına aldı ve bir tık sesi. Eniştesi bişey düştü dedi. Baktık ki gerçekten bişey düşmüş. Göbek bağımız. Gerçekte çok sevindiğim anlardan birydi. Yaşasın kurtulmuştuk.
Ama bunun sonrası da vardı. Nasıl mı? Yok yok çok şükür öyle bir iltihap durumu filan değil. Sadece batıl inançlar. Önce güzel uyusun diye göbek bağını yastığının altına koyduk. Sonra bir gün babasına verdim. Oda gidip ismi lazım değil bir üniversitenin bahçenine ufak bir kazı operasyonuyla gömmüş. ''Ayy ne kadar batıl'' diyenleriniz olabilir. Olsun ben inanıyorum. Kuzenim Nazlı'yı anlatsam sizde inanırsınız. Annesinin göbek bağını götürdüğü üniversiteden mezundur kendisi. Üstüne üstlük yüksek bile yaptı. İsterseniz inanın isterseniz inanmayın. Ben yaptım. 20 seneye kalmaz görürüz.
DİŞLER DİŞLER
Dişler dişler. Ecem ilk iki dişini alttan aynı anda patlattı. Anneler
gününde hemde. Yani mayısta. O günden beri bekle bekle. Başka diş yok.
Herkes soruyor. ''Eee başak diş yok mu?'' Yok işte yok. Napalım? İkisi
aynı anda çıktı. Sonrası yok. Ta ki bugüne kadar. Evet bugün tam bugün
üstten bir dişi patladı. Patlayacağını anlamıştık. Ama bugün gözüktü
diş. Üsten ama öndeki 2 diş değil. Yandaki diş. Bakalım tam çıkınca
nasıl gözükecek Ecem? Acaba üsteki ön dişleri ne zaman çıkacak? Şimdi
onları bekliyoruz.
YENİDOĞAN BAKIMI
Dünyanın en zor şeyi. Kursta anlattılar. Hastaneden çıkmadan
anlattılar. Ama sürekli ağlayan, eli kolu ağlayan bir bebek. Nasıl
bakacaktık ona. İşte size yardımı olacak bazı notlar.
- Hastaneden bize verilen minik alkollü mendillerle her gün göbek bağını silmek.
- Gözlerini içten dışa tek bir hareketle ve kaynamış ılımış suyla silmek.
- Yüzünü de aynı suyla temizlemek.
- Kulak arkalarını da.
- Bebeğiniz kız ise, popo temizliğini önden arkaya, erkek ise arkadan öne yapmak.
- Yağlı masaj yapmak.
- Midesine masaj yapmak. Kabızlık varsa iyi gelir.
- Cildini vazelin ile nemlendirmek.
- Saç dipleri kuru ve konak varsa yine vazelinle nemlendirmek.
ÖĞRETME ÇABALARI
Bir çocuk yetiştirmek. Kesinlikle dünyanın en zor ve en önemli şeyi.
İlk başlarda size tepki vermeyen bir bebekken, aylar geçtikçe ilgi
bekleyen, oyun isteyen bir bebek haline geliyor. Bu değişim bile sizin
kanınızı kaynatmaya yetiyor. Sadece sizin şekillendireceğiniz bir birey.
Ve ona bir şeyler öğretme çabaları.
İlk ''ce ee'' oyunuyla başladık. Daha doğrusu Ece başladık. Yüzünü eline geçen birşeylerle kapatıyor. Sonra açıp gülüyordu. Bizde ona katıldık. Sonra birşeyler söyletme çabaları. Anne, baba, dede, gel bunlar şimdilik söylediklerimiz. Çalışmalarımız devam ediyor. Ben işe giderken yapılan bay baylar. Gel babası gel denemeleri. Tel sarar kızımlar. Şimdilik Ece bu üçünü yani bay bay, gel babası gel ve tel sarar kızımı birbirine karıştırsada çabalarımız sürüyor. Ağzını açması için ''aağğ'' yaptırıyorum. Bunu öğrenmesi önemli çünkü (Allah korusun) ağzına birşey kaçarsa bu şekilde daha kolay çıkartabiliriz. Bir iki kerede bir oyuncağı peçeteye sarıp eline verdim. Ama bu oyunu sevmedi. Direk oyuncağı attı. Hiç açmaya yeltenmedi. Bir kaç kere daha denerim artık bir ara. Yatakta oynarken tut şunu yapınca çok gülüyor. Kaçmaya çalışıyor. Ama kafayı çevirip bana baktığı için tam da kaçamıyor. Şu anda en eğlendiği oyunlardan biri bu. Aynadaki görüntüsü de Ece için harika bir oyun. Tencere tavalarla oyun oynamasını, onlara vurmasını seyretmekte harika keyifli.
Oyunlar ve bebeğinize birşeyi öğretme çabaları çok keyifli. Onunla geçirdiğiniz her saniye keyifli. Ama onun birşeyler öğrendiğini ve birşeyler için çabaladığını görmenin keyfi anlatılamaz.
İlk ''ce ee'' oyunuyla başladık. Daha doğrusu Ece başladık. Yüzünü eline geçen birşeylerle kapatıyor. Sonra açıp gülüyordu. Bizde ona katıldık. Sonra birşeyler söyletme çabaları. Anne, baba, dede, gel bunlar şimdilik söylediklerimiz. Çalışmalarımız devam ediyor. Ben işe giderken yapılan bay baylar. Gel babası gel denemeleri. Tel sarar kızımlar. Şimdilik Ece bu üçünü yani bay bay, gel babası gel ve tel sarar kızımı birbirine karıştırsada çabalarımız sürüyor. Ağzını açması için ''aağğ'' yaptırıyorum. Bunu öğrenmesi önemli çünkü (Allah korusun) ağzına birşey kaçarsa bu şekilde daha kolay çıkartabiliriz. Bir iki kerede bir oyuncağı peçeteye sarıp eline verdim. Ama bu oyunu sevmedi. Direk oyuncağı attı. Hiç açmaya yeltenmedi. Bir kaç kere daha denerim artık bir ara. Yatakta oynarken tut şunu yapınca çok gülüyor. Kaçmaya çalışıyor. Ama kafayı çevirip bana baktığı için tam da kaçamıyor. Şu anda en eğlendiği oyunlardan biri bu. Aynadaki görüntüsü de Ece için harika bir oyun. Tencere tavalarla oyun oynamasını, onlara vurmasını seyretmekte harika keyifli.
Oyunlar ve bebeğinize birşeyi öğretme çabaları çok keyifli. Onunla geçirdiğiniz her saniye keyifli. Ama onun birşeyler öğrendiğini ve birşeyler için çabaladığını görmenin keyfi anlatılamaz.
ECE VE BATUHAN TATİL NOTLARI
Tatilimizde Ece ve Batuhan birlikte 1 hafta geçirdiler. Peki neler yaptılar birlikte? İşte o anların yazıya dökülmüş hali.
- Birbirlerini gerçekten tanıyorlar.
- Ece sesler çıkarırken Batuhan onu dinliyor.
- Birbirlerine inanılmaz gülüyorlar.
- Oyuncak için pek çok kere kavga ettiler. Kavga dediğim çekiştirme sadece.
- Ece park yatakta ayakta durmaya çalışıyor, Batuhan da onu seyredip gülüyordu. Ve Ece azcık Batuhan'ın üzerine düştü.
- Salondaki 2 basmağı Batuhan emekleyerek çıkabiliyordu. Ece ilk günler ilgilenmedi. Ama sonlara doğru Batuhan çıkıp, kendi çıkamayınca tüm siteyi çınlatan bir yaygara kopardı.
- Ece çok ağlıyor, Batuhan arada sırada sinirleniyordu.
- Denizde birbirlerini görünce sakinleşip, daha güzel suyla oynuyorlardı.
- Batuhan yatağında uyuyordu. Ece'yi ben uyutuyordum.
- Batuhan'ın 6 dişi var. Ece'nin 2.
- Ece önüne bir hedef koyarsa emekliyor, onun dışında oturuyor. Batuhan ise komando modunda her yere emekliyor, ama oturmuyor. Ece Batuhan'ın bu çabalarına çok gülüyordu.
- İkiside bebek ikisi de minik. Ama yan, yana geldiklerinde Batuhan'daki erkeksi hava inanılmaz hissediliyor.
- Batuhan herkesin kucğına gidiyor, Ece benden başkasına oyunlarla zar zor gidiyordu.
- Batuhan yüreteç olayını çözmüştü. Ece'yi yürütece koyduğumuzda sadece durup Batuhan'ı seyretti. Batuhan da gelip, gelip Ece'ye çarptı.
- 2 gün hariç aynı saatte yatıp, aynı saatte kalktılar. Tek mama sandalyesi kıymete bindi.
- Batuhan karanlıkta, Ece hafif loş ışıkta yatıyor.
- Batuhan gece kalkmıyor, Ece kalkıyordu.
- İkiside sıcaktan hiç hoşlanmıyor. Batuhan'ın vücudu isilik olyor, Ece'nin poposu pişik oluyor.
- Batuhan yemek yerken püskürtmeyi öğrenmiş, Ece öğrenmesin diye uğraştık. Ama galiba öğrenmiş.
- Ece uyurken emzik alıyor. Batuhan baş parmağını emiyor.
- İkiside tutunup, ayağa kalkmaya çok meraklı.
- Son 2 günde acaip bir kıskançlık yaptılar. Önce Batuhan annesi Ece'yi kucağına aldı diye, sonra da Ece ben Batuhan'ı tuttum diye.
- Bahçedeki köpek Batuhan'ın acaip ilgisini çekerken, Ece hiç ilgilenmedi.
ECE'NİN İLK TATİL NOTLARI (2011)
Ece'nin tatili;
1.gün: Diş buğdayı partisimize hazırlık (Anneannemiz, cicimiz ve teyzemizin hazırladığı Batuhan ile ortak parti) Ve parti zamanı.
2. gün: Sarozun sularında ilk deniz denemesi (başarılı) Dedesi, Anneannesi, Teyzesi, Batuhan, Cicimiz, Can, Başak ve tüm site sakinleri ile beraber.
3. gün: Duygu teyzesini ziyaret. Burçin ile tanışma. (Burçin daha annesinin karnında olsa da) Biz arabada yani teyzesi, Batuhan ve anneanemiz. Cicimiz, Can ve Başak minibüste. Bizi bırakmadılar. İyiki de bırakmamışlar. Cicisi Ece'yi bir güzel uyuttu.
4.gün: Çok sıcak. Bu kezde Marmara suları ile tanışma. Hamzakoy. Ve sonra sahil kenarında derin bir uyku. Akşam Büyükamca ile oyun.
5. gün: Nenemizle çok güzel öğlen yemeği. Ve kayalardan evimizin önünden (Gelibolular anlar; Hızır kayadan) bol denizli saatler.
6. gün: Gelibolu deli rüzgarı ile tanışma. Hamzakoyda dalgalı denizle dans. Can abisinin harika performansı ve inanılmaz yardımcı olmasıyla çok güzel bir deniz keyfi.
7.gün: Bugün bir ilk daha. Deniz hemde iki sefer. İlki annesinin çocukluğu ve gençliğinin geçtiği Gelibolu'nun en güzel yeri tramplenlerin havuz kısmında. (merak etmeyin Ece'yi tramplenden atmadım suya) İkincisi evimizin önünden. Sonra sahilde bir yürüyüş. Ve ilerideki spor hocamızla (Gürdal hoca) şimdiden tanışma. (çok sevdi gülücükler attı.)
8. gün: Babamızla buluşma. Babamızın bize koca siyah süprizi. Ve sarozun sularında Atmaca ailesi. Sonrada yine ailece uzun bir hamak keyfi.
9. gün: Tatil bitti. Ve dönüş yolculuğu. Ecem Tekirdağa kadar uyudu. Kalkınca da sütünü içip, oyuncakları ile oynadı. Beni hiç üzmedi canım kızım.
1.gün: Diş buğdayı partisimize hazırlık (Anneannemiz, cicimiz ve teyzemizin hazırladığı Batuhan ile ortak parti) Ve parti zamanı.
2. gün: Sarozun sularında ilk deniz denemesi (başarılı) Dedesi, Anneannesi, Teyzesi, Batuhan, Cicimiz, Can, Başak ve tüm site sakinleri ile beraber.
3. gün: Duygu teyzesini ziyaret. Burçin ile tanışma. (Burçin daha annesinin karnında olsa da) Biz arabada yani teyzesi, Batuhan ve anneanemiz. Cicimiz, Can ve Başak minibüste. Bizi bırakmadılar. İyiki de bırakmamışlar. Cicisi Ece'yi bir güzel uyuttu.
4.gün: Çok sıcak. Bu kezde Marmara suları ile tanışma. Hamzakoy. Ve sonra sahil kenarında derin bir uyku. Akşam Büyükamca ile oyun.
5. gün: Nenemizle çok güzel öğlen yemeği. Ve kayalardan evimizin önünden (Gelibolular anlar; Hızır kayadan) bol denizli saatler.
6. gün: Gelibolu deli rüzgarı ile tanışma. Hamzakoyda dalgalı denizle dans. Can abisinin harika performansı ve inanılmaz yardımcı olmasıyla çok güzel bir deniz keyfi.
7.gün: Bugün bir ilk daha. Deniz hemde iki sefer. İlki annesinin çocukluğu ve gençliğinin geçtiği Gelibolu'nun en güzel yeri tramplenlerin havuz kısmında. (merak etmeyin Ece'yi tramplenden atmadım suya) İkincisi evimizin önünden. Sonra sahilde bir yürüyüş. Ve ilerideki spor hocamızla (Gürdal hoca) şimdiden tanışma. (çok sevdi gülücükler attı.)
8. gün: Babamızla buluşma. Babamızın bize koca siyah süprizi. Ve sarozun sularında Atmaca ailesi. Sonrada yine ailece uzun bir hamak keyfi.
9. gün: Tatil bitti. Ve dönüş yolculuğu. Ecem Tekirdağa kadar uyudu. Kalkınca da sütünü içip, oyuncakları ile oynadı. Beni hiç üzmedi canım kızım.
KIŞ BEBEKLERİ
Hep hayalim bebeğimin ilkbaharda doğmasıydı. Neden? Bilmiyorum.
Belkide kendim nisan doğumlu olduğum içindir. Ama hamile olduğumu
öğrenip, hesaplamamızı yapınca minik aile bireyimizin kasım doğumlu
olacağını öğrendik. Kasım başı. Teyzeciğim, Sevgili Özlemcim, Canım
arkadaşım Duyguşum, Bedriye yengecim ve Canım Canım gibi. Aman Allahım
kasım başı ne kadar da kalabalıktı. Hepsi de hayatımda acaip yer tutan
insanlar. Acaba birine denk gelecek miydik?
Düşündüm. Kış bebeğinin ne zorlukları olabilirdi? Ailemizle bunu paylaşınca (ilk onlara söyledik normal olarak) verilen tepki ''iyi yaza kendini toplamış olur, ele avuca gelir'' şeklindeydi. Ve kesinlikle doğruydu. Zaten evler artık sıcacıktı. Dışarı çıkarken de sıkıca giydirirsek, üşütme diye bir şey olmazdı. Yazada güzel, güzel denize girerdik. Evet kesinlikle kış bebeği daha iyi olacaktı aklıma yatmıştı.
Öyle de oldu. Ece doğuduğunda havalar tam soğumaştı. Ve Ece kendine o mayın tarlası kasım başı içinde bir yer bulmuştu. 9 kasım. Sadece Ece'nin ve bizim günümüz. Hastane sıcaktı. Zaten evler de sıcaktı. Dışarı çıkarken de sıkıca giydirkenten sonra kıştan kormaya bir gerek yoktu. Sadece ilk banyosunda ''ay üşütür müyüz?'' moduna geçtik. Ama o da sadece acemiliktendi. Zaten 6 ay anne sütü alacaktı. Anne sütü alan bebeklerde hastalık pek görülen birşey değildi. Sonrasıda bahardı.
Allah ne zaman verir bilinmez ama ben bir kış bebeği annesi olarak çok rahat ettim. Şimdi 8.5 aylık olarak harika bir şekilde bir denize giriyoruz. Aslında kış, yaz farketmez ama benim gibi korkularınız olmasın.
Düşündüm. Kış bebeğinin ne zorlukları olabilirdi? Ailemizle bunu paylaşınca (ilk onlara söyledik normal olarak) verilen tepki ''iyi yaza kendini toplamış olur, ele avuca gelir'' şeklindeydi. Ve kesinlikle doğruydu. Zaten evler artık sıcacıktı. Dışarı çıkarken de sıkıca giydirirsek, üşütme diye bir şey olmazdı. Yazada güzel, güzel denize girerdik. Evet kesinlikle kış bebeği daha iyi olacaktı aklıma yatmıştı.
Öyle de oldu. Ece doğuduğunda havalar tam soğumaştı. Ve Ece kendine o mayın tarlası kasım başı içinde bir yer bulmuştu. 9 kasım. Sadece Ece'nin ve bizim günümüz. Hastane sıcaktı. Zaten evler de sıcaktı. Dışarı çıkarken de sıkıca giydirkenten sonra kıştan kormaya bir gerek yoktu. Sadece ilk banyosunda ''ay üşütür müyüz?'' moduna geçtik. Ama o da sadece acemiliktendi. Zaten 6 ay anne sütü alacaktı. Anne sütü alan bebeklerde hastalık pek görülen birşey değildi. Sonrasıda bahardı.
Allah ne zaman verir bilinmez ama ben bir kış bebeği annesi olarak çok rahat ettim. Şimdi 8.5 aylık olarak harika bir şekilde bir denize giriyoruz. Aslında kış, yaz farketmez ama benim gibi korkularınız olmasın.
SICAKLAR VE ECE
Yazın başından beri İstanbuldaydık. Evet evet şu anda tatildeyiz. Ama
tatil notları daha sonra. Şimdi paylaşmak istediğim bu sıcaklarda büyük
şehirde Ece ile yaşadıklarımız.
Nispeten şanslıydım. Çünkü babanemizde kalıyoruz. Ve onun evi yazın gerçekten serin olabilen şanslı bir ev. Ayrıca biz de şanlıyız tabi. Çünkü Ece ve sıcak kesinlikle bir araya gelemeyen bir ikili. Ben gündüzleri çalışıtığım için babanesine gelince soruyordum. ''Bugün neler yaptınız?'' Evde rahatı yerinde. Yemeklerden sonra da lavaboda güzel yıkanma seaslarımız olduğu için keyifli günler geçiriyordu. Ama babası bizi dışarı çıkardığında kıyamet kopuyordu. Arabayla bir yere gitmek kesinlikle işkenceydi. Ayrıca hafta sonları evimize de geçemiyorduk. Çünkü evimiz çok sıcaktı. Babanede devam ediyorduk kalmaya. Bir kaç defa sahile inme, açık havaya çıkma girişimlerimiz başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra, artık dışarı çıkınca soluğu doğrudan alışveriş merkezlerinde almaya başladık. Dışarda ve arabada deli gibi bağaran çocuk alışveriş merkezinde gülücükler saçıyordu. Tek çaremiz alışveriş merkezleri olmuştu. Olsun hiç dışarı çıkamamaktan gene iyiydi.
Bakalım tatil dönüşü bizi neler bekliyor? Denize alışan Ece'yi lavabo banyoları kesecek mi? Ee artık idare edeceğiz. Haftasonları yine alışveriş merkezlerinde takılacağız. Napalım Ececik? Anne ve babanın para kazanması lazım.
Nispeten şanslıydım. Çünkü babanemizde kalıyoruz. Ve onun evi yazın gerçekten serin olabilen şanslı bir ev. Ayrıca biz de şanlıyız tabi. Çünkü Ece ve sıcak kesinlikle bir araya gelemeyen bir ikili. Ben gündüzleri çalışıtığım için babanesine gelince soruyordum. ''Bugün neler yaptınız?'' Evde rahatı yerinde. Yemeklerden sonra da lavaboda güzel yıkanma seaslarımız olduğu için keyifli günler geçiriyordu. Ama babası bizi dışarı çıkardığında kıyamet kopuyordu. Arabayla bir yere gitmek kesinlikle işkenceydi. Ayrıca hafta sonları evimize de geçemiyorduk. Çünkü evimiz çok sıcaktı. Babanede devam ediyorduk kalmaya. Bir kaç defa sahile inme, açık havaya çıkma girişimlerimiz başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra, artık dışarı çıkınca soluğu doğrudan alışveriş merkezlerinde almaya başladık. Dışarda ve arabada deli gibi bağaran çocuk alışveriş merkezinde gülücükler saçıyordu. Tek çaremiz alışveriş merkezleri olmuştu. Olsun hiç dışarı çıkamamaktan gene iyiydi.
Bakalım tatil dönüşü bizi neler bekliyor? Denize alışan Ece'yi lavabo banyoları kesecek mi? Ee artık idare edeceğiz. Haftasonları yine alışveriş merkezlerinde takılacağız. Napalım Ececik? Anne ve babanın para kazanması lazım.
HAMİLELİKTE İLK HAFTALAR
İçinizde birşeyler olduğu gerçeğini öğrenmeniz ile birlikte endişe
duygusu bir anda içinizi kaplıyor. Doktor belki 2 hafta sonra kalp
atışını duyarız diyor. Siz panikliyorsunuz. Ya duyamassak. Sanırım
herkeste böyle oluyor. Ve bu duygu hamileliğin sonuna kadar yakınızı
bırakmıyor. Bebeğiniz olduktan sonra geçiyor sanmayın daha da çok
artıyor. İşte annelik denen şey sanırım bu. Endişeyle karışık sevgi.
Kalp atışlarını duyduğumuz haftadan sonra bende bir kanama olmuştu. Hemen doktora gittik. Bir hafta rapor verdi. Çok korkuyordum. Bunu duyan bir kaç arkadaşım (zaten henüz bir kaç kişi biliyordu) beni aramış kendilerinde de bunun olduğunu endişe etmememi söylemişlerdi. Doktorumda durum sık yaşanan birşey olduğunu söylemiş, o da endişelenmemi tembihlemişti. Annem geldi. Ve ben 1 hafta evde yattım. Tabiri caizse elimi sıcak sudan soğuk suya sokturmadı annem. Kanamalar azalmış, hatta durmuştu. Ama biz henüz ağzımız dola dola bu olayın haberini veremiyorduk. Tekrar doktora gittiğimizde kanamanın keseyi etkileyen bir yerden olmadığını, rahmin içinde yabancı bir madde hissetmesinden dolayı kasıldığını ve bunun sonucu kanamlar olduğunu doktorumuz daha uzun bir şekilde açıkladı. İçimiz şimdi daha rahattı. Sanırım artık haberi yakın arkadaşlarımıza verebilirdik. Ve öylede yaptık. Bir alışveriş merkezinde buluştuğumuz arkadaşlarımıza bu mutlu haberi verdik. Aslında ben doğum günümde vermek istiyordum bu haberi ama ona daha 2 hafta vardı.
Sonraki hafta pazar günü bir arkadaş toplantısında lavaboya gittiğimde yine ufak bir kanama ile karşılaştım. Dünyam karardı o an diyebilirim. Ağlamak istiyordum. Ama çok kalabalıktı. Hemen Erhan'a söyledim. Acele bir şeklide hastaneye gittik. Pazar olması sebebi ile bizim doktorumuz yoktu. Başka bir doktora gittik. Ama benim ağlamaktan gözlerim şişmiş, koca ekranda hiç bir şey göremiyordum. Sonra hafifçe gözlerimi silince onu gördüm. Elleri, ayakları, yüzü. Ne kadar üzüldüğümü gören doktor hemen sesi açtı ve kalp atışlarını dinletti. O an gözyaşlarım daha da çok aktı. Ama bu sefer mutluluktan. Bu doktorda aynı şeyleri söyledi. ''Kanamanın keseyle alakası yok. Rahim kasılıyor. Zaten bir şey olursa da lütfen üzülmeyin doğal seleksiyon. Ama gayet sağlıklı bebek'' dedi. Peki ben rahatladım mı? Hayır. Sonraki haftalarda böyle bir olumsuzlukla karşılaşmadım. Ama hem bu hamileliğin başlarında yaşadığım olumsuzluklar, hemde anne olmanın verdiği duygu yoğunluğu ile ENDİŞE duygusu asla geçmedi. Hamilelikte ve Ece doğduktan sonra bile. Artık bu duygu ile yaşamayı öğrendim. Bunun adı annelik.
Kalp atışlarını duyduğumuz haftadan sonra bende bir kanama olmuştu. Hemen doktora gittik. Bir hafta rapor verdi. Çok korkuyordum. Bunu duyan bir kaç arkadaşım (zaten henüz bir kaç kişi biliyordu) beni aramış kendilerinde de bunun olduğunu endişe etmememi söylemişlerdi. Doktorumda durum sık yaşanan birşey olduğunu söylemiş, o da endişelenmemi tembihlemişti. Annem geldi. Ve ben 1 hafta evde yattım. Tabiri caizse elimi sıcak sudan soğuk suya sokturmadı annem. Kanamalar azalmış, hatta durmuştu. Ama biz henüz ağzımız dola dola bu olayın haberini veremiyorduk. Tekrar doktora gittiğimizde kanamanın keseyi etkileyen bir yerden olmadığını, rahmin içinde yabancı bir madde hissetmesinden dolayı kasıldığını ve bunun sonucu kanamlar olduğunu doktorumuz daha uzun bir şekilde açıkladı. İçimiz şimdi daha rahattı. Sanırım artık haberi yakın arkadaşlarımıza verebilirdik. Ve öylede yaptık. Bir alışveriş merkezinde buluştuğumuz arkadaşlarımıza bu mutlu haberi verdik. Aslında ben doğum günümde vermek istiyordum bu haberi ama ona daha 2 hafta vardı.
Sonraki hafta pazar günü bir arkadaş toplantısında lavaboya gittiğimde yine ufak bir kanama ile karşılaştım. Dünyam karardı o an diyebilirim. Ağlamak istiyordum. Ama çok kalabalıktı. Hemen Erhan'a söyledim. Acele bir şeklide hastaneye gittik. Pazar olması sebebi ile bizim doktorumuz yoktu. Başka bir doktora gittik. Ama benim ağlamaktan gözlerim şişmiş, koca ekranda hiç bir şey göremiyordum. Sonra hafifçe gözlerimi silince onu gördüm. Elleri, ayakları, yüzü. Ne kadar üzüldüğümü gören doktor hemen sesi açtı ve kalp atışlarını dinletti. O an gözyaşlarım daha da çok aktı. Ama bu sefer mutluluktan. Bu doktorda aynı şeyleri söyledi. ''Kanamanın keseyle alakası yok. Rahim kasılıyor. Zaten bir şey olursa da lütfen üzülmeyin doğal seleksiyon. Ama gayet sağlıklı bebek'' dedi. Peki ben rahatladım mı? Hayır. Sonraki haftalarda böyle bir olumsuzlukla karşılaşmadım. Ama hem bu hamileliğin başlarında yaşadığım olumsuzluklar, hemde anne olmanın verdiği duygu yoğunluğu ile ENDİŞE duygusu asla geçmedi. Hamilelikte ve Ece doğduktan sonra bile. Artık bu duygu ile yaşamayı öğrendim. Bunun adı annelik.
DİŞ BUĞDAYI PARTİSİNDE NOTLAR (TEMMUZ 2011)
Öncellikle harika bir parti oldu. Gelen tüm dostlarımıza (özellikle
sadece bugün için İstanbuldan gelenlere ayrıca) sonsuz teşekkürler. İşte
partimizden çarpıcı notlar;
- Sloganımız ''Dişlere Selam, Gülmeye Devam'' yaratıcı, başarılı ve kayifiyeli, çok güzel bir sözdü. Ben bayıldım.
- Yer Gelibolu Mola Cafe. Ve Tansel Abi harikasınız. Bu parti sizin sayenizde böyle güzel oldu. Çok çok teşekkürler.
- Mamalarımız hazırlayanların ellerine kollarına sağlık.
- Kurabiyelerimiz için Okşan sana sonsuz teşekkürler.
- Pastamız hafif, konseptli ve çok hoştu. Figen Abla ellerine sağlık.
- Misafirlerimiz siz zaten hepiniz harikadaydınız.
- Ece meslek seçiminde bir adet plak seçti ve dişlerini kaşımak için, ağzına götürdü. Şimdi ne olacak? Şarkıcı, sanatçı, plak şirketi sahibi. Bilemiyorum.
- Batuhan meslek seçiminde bir adet ilaç kutusu kaptı. Ee o ne olacak? Eczacı, doktor, ilaç firması sahibi. Bunu da bilemiyorum.
- Ece ne kadar zilli bir kız olduğunu tüm Gelibolu'ya ispatladı.
- Ayşe Teyzemize ''ab-la'' diye seslenen Ece artık onun en iyi arkadaşı.
- Tüm denemlere rağmen Oya Yengem, İpek Ablam kimse Ece'yi uyutamadı. Herkes bana üzüldü.
- Teyzeannesinin elinden kana kana yoğurt yedi Ece.
- Batuhan 1 saate yakın uyudu. Aferin ona.
- İkisi de sıcaktan çok sıkıldı. Kendi partilerinde içerde mahsur kaldılar.
- Batuhan kıyefeti ile tam bir minik adam, Ece bir hanımefendiydi.
- Can ve Başak bana ve Bedia'ya çok yardım ettiler. Onlar olmasydı Batuhan uyumazdı.
ZİHNİ SİNİR
Ece itti bizi bu yaratıcı projelere. İşte şimdi onlardan biri. İnanın devamı da var. Ve hepsi birbirinden şahane.
Öncellikle neden yapıldı?
Çünkü Ece'ye aldığımız tam 3 tane plastik zincir şeklindeki emzik tutucu kırıldı. Bir şekilde Ece onları kırıyordu. Sonra kurdela şeklinde bulduk ve ondan aldık ama onunda askı kısmı pantalon askısı şeklindeydi. O metali sürekli ağzına sokuyor ve tutup çıkarbiliyordu omzundan. Ee napacaktık?
Böyle yapıldı.
Pembe (renk önemli) bir kurdele aldık. Ortadan ikiye diktik. Tam ucunu dikmedik. Orayı emziğin sapından geçirip bağladık. Kurdelayı da önceden aldığımız bebek çengelli iğneleriyle Ece'nin omzuna astık. oldu size ev yapımı emzik tutucu. Öbürlerinden daha sağlam ve daha işlevsel. İşte zihni sinir bölüm-1 böyle oluştu. Denemesi bedava.
Öncellikle neden yapıldı?
Çünkü Ece'ye aldığımız tam 3 tane plastik zincir şeklindeki emzik tutucu kırıldı. Bir şekilde Ece onları kırıyordu. Sonra kurdela şeklinde bulduk ve ondan aldık ama onunda askı kısmı pantalon askısı şeklindeydi. O metali sürekli ağzına sokuyor ve tutup çıkarbiliyordu omzundan. Ee napacaktık?
Böyle yapıldı.
Pembe (renk önemli) bir kurdele aldık. Ortadan ikiye diktik. Tam ucunu dikmedik. Orayı emziğin sapından geçirip bağladık. Kurdelayı da önceden aldığımız bebek çengelli iğneleriyle Ece'nin omzuna astık. oldu size ev yapımı emzik tutucu. Öbürlerinden daha sağlam ve daha işlevsel. İşte zihni sinir bölüm-1 böyle oluştu. Denemesi bedava.
ECE'NİN KELİ
Ece doğuduğunda inanamadık. Saçı vardı. ''Nasıl yani olabilir tabiki''
dediniz duydum. Şöyle ki ben kel doğumuşum. Babası da. Dolasıyla kendimi
o kadar alıştırmıştımki kel doğacağına görünce şaşırdım. Ve herkes
şaşırdı. Sanırım herkese de empoze etmişim. Neyse böyle saçlı bir
ayımızdan sonra Ece'nin saçları dökülmeye başladı. Beşiğin çarşafını
sürekli değiştiriyordum. Acaip saçları dökülüyordu. Sonra bir baktık,
kafasının tam arka tarafı kel. Ama size yerini anlatmak istiyorum.
Enseden sonra azıcık saç var. Sonra oval bir kellik. Boş arazi. Sonra
yine saçlar. Biz tahmin edin ne yaptık? Pimpirik ailesi olarak doktor
kontrolünde bunu sorduk. ''Ay çocuğun kafası kel'' dedik. Tabiki
doktorumuzda bize güldü. Yatmaktan olur zamanla çıkar dedi. Bekle bekle
saç yok. Orası jiletle traş edilmiş gibi. Bomboş. Sonra alıştık.
''Napalım elbet çıkar'' moduna geçtik. Hatta Ece'nin öpülesi bir yeri
daha oldu. Keli. Gel annen kelden öpsün. Gel babana bir kelden öpücük
ver. Sonra bir gün öperken farkettim. Orda tüylenme başlamıştı. 4 ay
sonra. Kel kapanıyordu. Tüh şimdi nerden öpecektik. Yeni bir lokasyon
belirlemek lazımdı. Ve bulundu gıdı. Saldırı gıdıya.
EMEKLEME MACERALARI
Ece yerde oynamayı oldukça seviyordu diyemem. Koyduğumuzda genelde
bir 10-15 dakika sonra, önündeki oyuncaklara ilgisi bitince sıkılıyordu.
İlk aşamada dizlerinin üzerinde ileri, geri kendini sallıyordu. ''Ay
emekleyecek galiba'' derken, ellerini ileri atmayı öğrendi ikinci
aşamada. Ama bundan hoşlanmıyordu. Ellerini bir adım atıyor, sonra yan
dönüp, ağlıyordu. Bunun yerine dönerek ilerlemeyi tercih ediyordu. Sonra
bir baktıktık ki artık iyice gitmeye başlamıştı. İşte buda emekleme
maceramızın üçüncü ve son aşamasıydı. Yere koyduğumuz pikenin üzerinde
dört dönüyordu. Ama iş parkeye çıkmaya gelince biraz düşünüyordu.
Elleriyle parkeye vuruyordu önce. Bir kaç kere denedi. Ama parkede
kaydığını görünce korktu. Birde kafasını vurunca 3-4 gün parkeden uzak
durdu. Bir kaç deneme daha yaptı. Pikenin sonu geliyor, o sınırda
emekliyor ama çıkmaya cesaret edemiyordu. Sonra bir gün bir baktım
oynasın diye koyduğum yastığı almış, parkeye kadar getirmişti. Ona
ellerini koyup, parkede onu iterek gezindi. Yorulunca kafasını yastığa
koydu. ''Aman Allahım! Bu benim bile aklıma gelmezdi.'' Bir kerede değil
üstelik. Bir kaç kere bu hareketi tekrarladı. Ve şimdi parke fobisini
de kendi kendine yendi. Artık Ece heryerde. Ama yine de Ece için
emeklemek sadece bir araç. Ayağa kalkmasına yarayacak bir şeye
ulaşmasını sağlayacak bir araç. Ne olursa sehpa, koltuk, yanında yatan
bir insan. Tüm bunlar ayağa kalkmaya yarayacak şeyler. Bir şey bulamazsa
olduğu yerde kendi kalkmaya deniyor. Ama bunlar şimdilik başarısız
denemeler. Genelde bir ayağını yere koyuyor, öbür ayağını koyarken
poposunun üzerine oturuyor.
Ne zaman emekleyecek derken oda oldu. Bizden 2 ay büyük olan Mertcan'nın babası ve patronumun dediği gibi '' Ne zaman olacak diye düşünme, zaten sırasıyla herşey oluyor.'' Evet gerçekten öyle. Diş, emekleme hepsi sırasıyla oluyordu. Sanıyorum şimdi sıra yürüme macerasında.
Ne zaman emekleyecek derken oda oldu. Bizden 2 ay büyük olan Mertcan'nın babası ve patronumun dediği gibi '' Ne zaman olacak diye düşünme, zaten sırasıyla herşey oluyor.'' Evet gerçekten öyle. Diş, emekleme hepsi sırasıyla oluyordu. Sanıyorum şimdi sıra yürüme macerasında.
DÜZEN
Programlı yaşam, düzenli bir hayat herkes için önemli. Bebekler için
bu düzeni oturtabilmek çok daha büyük önem taşıyor. Yemek, uyku,
aktiviteyi günlük bir programa oturtabilirseniz hem siz hem de bebeğiniz
rahat edecektir. Bebeklerin hayatında herşey birbirini etkileyecek bir
döngüdedir. Örneğin yeterince uyumayıp uykusunu alamayan bir bebek o
yorgunlukla yeterli yemeği yiyemeyecek ve yemeğini yiyemediği için
doymayan bebekte açlıtan uyuyamayacaktır maalesef.
Ben Batuhan'la aşağıdaki programı uyguluyorum. Hergün saati saatine, dakikası dakikasına olmasa da %80 program dahilinde yaşıyoruz. Bunu sizlerle paylaşmak istedim. Umarım bebeklerinde iştahsızlık, uykusuzluk gibi problemlerden yakınan annelere ufakta olsa bir faydası olur. Bazı anneler bana kızacaktır belki böyle saatli nasıl uyutalım nasıl yedirelim diye. İnanın bu programı oturtmak pek kolay olmuyor. Bunun için annenin azami bir çaba sarfetmesi gerekiyor. Herkese şimdiden kolay gelsin...
alt değiştirme,
oyun aktivite
oyun
emme
alt değiştirme
oyun, aktivite
emme
alt değiştirme
oyun, aktivite
yoğurt
yarım saat dinlenme
Ben Batuhan'la aşağıdaki programı uyguluyorum. Hergün saati saatine, dakikası dakikasına olmasa da %80 program dahilinde yaşıyoruz. Bunu sizlerle paylaşmak istedim. Umarım bebeklerinde iştahsızlık, uykusuzluk gibi problemlerden yakınan annelere ufakta olsa bir faydası olur. Bazı anneler bana kızacaktır belki böyle saatli nasıl uyutalım nasıl yedirelim diye. İnanın bu programı oturtmak pek kolay olmuyor. Bunun için annenin azami bir çaba sarfetmesi gerekiyor. Herkese şimdiden kolay gelsin...
- Sabah 6:30 - 7:00 güne başlama,
alt değiştirme,
oyun aktivite
- 8:00 uyku
- 10:00 uyanma,
oyun
emme
- 12:00 uyku
- 14:00 uyanma
alt değiştirme
oyun, aktivite
emme
- 16:00 uyku
- 17:30 uyanma
alt değiştirme
oyun, aktivite
yoğurt
yarım saat dinlenme
- 20:00 pirinç maması
- 20:30 banyo
- 21:00-21:30 akşam uykusu
YOĞURT YAPMA ACEMİLİĞİ
Yazmıştım bebekli dönemde herşeyin bir acemiliği oluyor. Emmesi, alt
değiştirmesi, banyosu, dışarı çıkması, tutmanız bile ilkinde oldukça
acemice oluyor. Sonra işe başlama acemiliği, süt sağma acemiliği ve
şimdi bizim atlattığımız katı gıda acemiliği. Ve benim ilk yoğurt
yapışım.
Annem biz liseyi bitirene kadar hiç dışardan yoğurt yedirmedi. Evimizde koca tencerelere kendi yapardı yoğurdunu. Ama ben tabiki ondan bunun nasıl yapıldığını öğrenmemiştim. Ta ki yumurta kapıya dayanıncaya kadar. Doktor kontrolünden çıktık ve yoğrut yapılacak emrini almış kurulmuş askerler olarak eve gidiyorduk. İyi de nasıl? Hemen annemi aramalıyım. ''Anne yoğurt yapmamız lazım.'' Ve annemin kanıksanmış ses tonuyla ezbere verdiği cevap: Sütü serçe parmağının dayanabileceği sıcaklığa kadar ısıt. Kavanoza 1 çay kaşığı yoğurt koy. Üzerine sütü dök. Havlu vesaire kalın birşeylerle iyice ört. Kaloriferin üzerine veya sıcak bir yere koy. ''Dur, dur bir saniye anlamadım. Ben yaparken arıyım seni.'' Böyle hiç bir şey anlamamıştım, yada anlamış ama yaparkende onun destek olmasını istiyordum. Kızıma yoğurt yapacaktım. Ne heycanlı. Evdeydik. Zaman yoğurt yapma zamanı idi. Tekrar annecik arandı. ''Anne serçe parmağın dayanacağı ısı ne? Anne kavanoz nasıl birşey olacak? Ne kadar süt koymam lazım? Sütü dökünce karıştırmam gerekiyor mu? Kaç kat havluya sarıcaktım? Şimdi yazarken bile kendi sorularıma gülüyorum. Zavallı annem bana anlatıyordu. Tam kaynamayacak yani. Küçük bir kavanoz. Kavanoza sığcak kadar süt. (tabiki de.) Karıştırman farketmez. İyice sar yeter. Off.
Sonunda telefonla yardımla bu işi çözdüm. Kızımın ilk yoğurdu çok güzel olmuştu. Sonraki yoğurtlarıda. Ama bir gün yaptım tutmadı. Allah Allah. Neden? Neyi yanlış yaptım? Aaaa havalar ısındı. Ve ben yine kaloriferin üzerine koydum. Yanmayan buz gibi kaloriferin. Aferim bana. Şimdi napacaktık? Ev serin oluyordu. Nerde sıcak tutabilirdik yoğurdumuzu? En iyisi makina alalım da bu stres bitsin dedik. Yani ya tutarsa yapmak olmazdı. Çünkü yoğurdu riske atamazdık. Ece'nin en sevdiği yemek. Neyse makinamızda aldık. Artık taş gibi yoğurtlara devam. Evinizin sıcak bir köşesi varsa makinayı çok taviseye etmem. Ama dediğim gibi stres yaşamamak için ve bizim ev gibi serin evi olanlar için ideal. Sonuçta mayayı kendiniz yapıyorsunuz. O sadece sıcak tutuyor. Annem gibi profesyoneller için değil benim gibi acemiler için zaten makina. Bol yoğurtlu günler.
Annem biz liseyi bitirene kadar hiç dışardan yoğurt yedirmedi. Evimizde koca tencerelere kendi yapardı yoğurdunu. Ama ben tabiki ondan bunun nasıl yapıldığını öğrenmemiştim. Ta ki yumurta kapıya dayanıncaya kadar. Doktor kontrolünden çıktık ve yoğrut yapılacak emrini almış kurulmuş askerler olarak eve gidiyorduk. İyi de nasıl? Hemen annemi aramalıyım. ''Anne yoğurt yapmamız lazım.'' Ve annemin kanıksanmış ses tonuyla ezbere verdiği cevap: Sütü serçe parmağının dayanabileceği sıcaklığa kadar ısıt. Kavanoza 1 çay kaşığı yoğurt koy. Üzerine sütü dök. Havlu vesaire kalın birşeylerle iyice ört. Kaloriferin üzerine veya sıcak bir yere koy. ''Dur, dur bir saniye anlamadım. Ben yaparken arıyım seni.'' Böyle hiç bir şey anlamamıştım, yada anlamış ama yaparkende onun destek olmasını istiyordum. Kızıma yoğurt yapacaktım. Ne heycanlı. Evdeydik. Zaman yoğurt yapma zamanı idi. Tekrar annecik arandı. ''Anne serçe parmağın dayanacağı ısı ne? Anne kavanoz nasıl birşey olacak? Ne kadar süt koymam lazım? Sütü dökünce karıştırmam gerekiyor mu? Kaç kat havluya sarıcaktım? Şimdi yazarken bile kendi sorularıma gülüyorum. Zavallı annem bana anlatıyordu. Tam kaynamayacak yani. Küçük bir kavanoz. Kavanoza sığcak kadar süt. (tabiki de.) Karıştırman farketmez. İyice sar yeter. Off.
Sonunda telefonla yardımla bu işi çözdüm. Kızımın ilk yoğurdu çok güzel olmuştu. Sonraki yoğurtlarıda. Ama bir gün yaptım tutmadı. Allah Allah. Neden? Neyi yanlış yaptım? Aaaa havalar ısındı. Ve ben yine kaloriferin üzerine koydum. Yanmayan buz gibi kaloriferin. Aferim bana. Şimdi napacaktık? Ev serin oluyordu. Nerde sıcak tutabilirdik yoğurdumuzu? En iyisi makina alalım da bu stres bitsin dedik. Yani ya tutarsa yapmak olmazdı. Çünkü yoğurdu riske atamazdık. Ece'nin en sevdiği yemek. Neyse makinamızda aldık. Artık taş gibi yoğurtlara devam. Evinizin sıcak bir köşesi varsa makinayı çok taviseye etmem. Ama dediğim gibi stres yaşamamak için ve bizim ev gibi serin evi olanlar için ideal. Sonuçta mayayı kendiniz yapıyorsunuz. O sadece sıcak tutuyor. Annem gibi profesyoneller için değil benim gibi acemiler için zaten makina. Bol yoğurtlu günler.
BEBEK BİSKÜVİSİ
Malzemeler:
*2 çay bardağı tam buğday unu (içerik zenginleştirmek istenirse 1 bardağını yulaf unuyla değiştirebilirsiniz)
*1/2 çay bardağı irmik
*2 çay bardağı pirinç unu
*4 yemek kaşığı tereyağ (gerekirse arttırılabilir)
*3-4 yemek kaşığı pekmez
*1 yemek kaşığı kuru kayısı püresi (arzuya göre)
Bütün malzemeler yoğurulup, çok ince olmayacak şekilde açılır.
Kurabiye kalıplarıyla keserek çıkartılır (kalıp yoksa, kare kare kesilebilir).
Tepsiye yağlı kağıt serdikten sonra yerleştirdiğiniz bisküvilerin üzeri çatalla delinir ya da çizikler atılır.
175C de 20 dakika pişirin...
Not:
Kuru kayısı püresi yapmak için; 5-6 kuru kayısıyı 1 saat kadar yarım su
bardağı suyun içinde bekletip, suyu ile beraber blender'dan geçirin. Bu
püreyi 5-6 gün buzdolabında muhafaza edebilirsiniz...
Ben
bunu Ece'ye, kahvaltıda yediriyorum. Çoğu zamanda oynarken, arabada
eline veriyorum. En iyi diş kaşıyıcıdan daha çok eğleniyor bisküvi ile.
Hem dişlerini kaşıyor hem yiyor. Hazır bebek bisküvileri de var.
Fakat kendimiz yapabilirken bence onlara yönelmemek lazım. Hem kolay hem
de bayağı dayanıyor.
ÇOCUĞUMUN EĞİTİMİNE NE ZAMAN BAŞLAYABİLİRİM?
Eğitim uzmanı Francis W. Parker'a gelen bir kadın, ''Çocuğumun eğitimine ne zaman başlayabilirim ?'' diye sordu.
Parker: ''Çocuğunuz ne zaman doğacak?''
Kadın: ''Doğmak mı? Çocuğum 5 yaşında''
Bu sözleri duyan uzman heycanlanarak, ''Aman hanımefendi, burada benimle konuşarak boşa zaman harcamayın. Hemen evinizi gidip eğitime başlayın. Çocuğunuzun eğitiminde en az beş yıl kaybetmişsiniz'' dedi.
Parker: ''Çocuğunuz ne zaman doğacak?''
Kadın: ''Doğmak mı? Çocuğum 5 yaşında''
Bu sözleri duyan uzman heycanlanarak, ''Aman hanımefendi, burada benimle konuşarak boşa zaman harcamayın. Hemen evinizi gidip eğitime başlayın. Çocuğunuzun eğitiminde en az beş yıl kaybetmişsiniz'' dedi.
ÇALIŞMAYA BAŞLAMA
İşte o gün yaklaşıyordu. Aklımdan çıkaramadığım nasıl olacak diye
uykularımı kaçıran kızımdan ayrılacağım o gün. İşe başlama günü.
Devletin verdiği yetersiz izin zaten çoktan bitmişti. Bu patronumun
insiyatifyle kullandığım bir aydı ve oda bitmek üzere iken bebeğimi
bırakma düşüncesi beynimi yiyordu. 4 aydır hep beraberdik. İlk 20 gün
annenemiz vardı yanımızda, sonra 25 gün nenemiz eşlik etti. Sonra sadece
ikimizdik. Babamız akşamdan akşama geliyordu. Hiç ayrılmamıştık. Ece'de
bende bunun nasıl olacağını kestiremiyorduk. Ece'de nasıl yani
diyebilirsiniz. Ama oda benden ayrılamıyordu. Babanesine bırakıp iki
kere karı koca baş başa çıkma girişimlerimiz hepsi sonuçsuz kalmış bir
tanesinde sinema biletimiz yanmıştı. Çıktıktan yarım saat sonra telefon
geliyordu. Ece durmuyor. Erhan da ben de çalışmaya başlayınca ne
olacağını kara kara düşünmeye başlamıştık. Hatta tüm çevremiz. Acaba
alışabilecek miydik hem Ece hem ben?
Son bir hafta biberon denemeleri, sütleri nasıl veririz, Ece ne yapar ne eder konuşmaları ile geldi geçti. (biberon denemleri gerçekten önemli) Ve gün geldi. Zaten bir haftadır hep ağlayan ben o sabah şiş gözlerle kalkmış (tüm gece ağladığım için) sonrada işe gidene kadar ağlamıştım. Bu her annenin başına gelen bir durum, yapma sütün kaçar, çalışman da lazım söylemleri hem dışardan, hem de kendi iç sesimden bana telkin edilse de bunlar benim gözyaşlarımı kesmeye yetmiyordu. (Şimdi benim de arkadaşlarıma aynı telkinlerde bulmam oldukça ironik.) Bu apayrı bir duyguydu. Anlatılamazdı ve kimseden anlamsını bekleyemezdim. Ben bile aradan sadece 4 ay geçmesine rağmen o psikolojiyi daha az anlayabiliyorum. Sanırım ''zaman ilaçtır'' lafı bu olsa gerek.
Tabi işe gider gitmez önce Ece ve patronumun Ece'den yaklaşık 2 ay büyük olan oğlu Mertcan sohbetleri. Onların deneyimleri. (Hala çoğu zaman deneyimlerinden faydalanıyoruz.) Sonra iş. Birikmiş işler. İş tesimleri. Yapılan işleri dolaşma. Ama 1 saatte bir Ece'yi arama. Ece naptı? Ece sütünü içiti mi? Uyudu mu? Ağladı mı? Ece, Ece, Ece. İlk bir hafta böyle geçti. Sonra yavaş yavaş telefon sayıları azaldı. Sanıyorum herkes alışmıştı. Benim gibi işini çok seven biri işin temposuna adapte olmuş, Ece alışmıştı. Düzen yavaş yavaş oturmuştu. Bazen işimi bu kadar çok sevdiğim ve yaparken Ece aklımdan çıktığı için suçluluk duygusu bile duymama rağmen, hayat malesef böyle bir şey. Çocuk yaptı diye bir kadının kariyerini bitirmesi (şartlar öyle gerektiriyorsa yapacak birşey yok tabi) bence tek kelimeyle anlatılabilir. Trajedi.
Bebeğin gelişiminde ilk bir yıl annesiyle olması önemli diye bir laf var. Ama ispatlanmamış birşey. Bende isteyebilirdim. Ülkemizin, mesleğimin şartları buna elverişli olsa. Ama dünya dönüyor. Ve bir şeyi bırakırsanız ucunu yakalamak çok zor. Eğer mesleğinizi seviyorsanız buna katlanmanız lazım. Çok zor bir süreç asla kolay diyemem. Ama alışılıyor. Bebeğimi bırakmadan önceki 1 ay ve sonraki 1 ay gerçekten kötüydüm. Gecelerce ağladığım zamanlar oldu. Ama unutmayın onu bırakıyor olmanız, onu sevmediğiniz, ondan uzaklaşmanız anlamına gelmez. Tam tersi işten eve gelince onunla geçirdiğiniz her dakika daha kıymetli oluyor. Bütün gün onun özlemiyle yanıp tutuşup büyük bir sevgiyle geliyorsunuz. Her an daha da anlamı oluyor.
Tüm çalışmaya başlayacak annelere; kendizi mümkün olduğunca az üzün.
Son bir hafta biberon denemeleri, sütleri nasıl veririz, Ece ne yapar ne eder konuşmaları ile geldi geçti. (biberon denemleri gerçekten önemli) Ve gün geldi. Zaten bir haftadır hep ağlayan ben o sabah şiş gözlerle kalkmış (tüm gece ağladığım için) sonrada işe gidene kadar ağlamıştım. Bu her annenin başına gelen bir durum, yapma sütün kaçar, çalışman da lazım söylemleri hem dışardan, hem de kendi iç sesimden bana telkin edilse de bunlar benim gözyaşlarımı kesmeye yetmiyordu. (Şimdi benim de arkadaşlarıma aynı telkinlerde bulmam oldukça ironik.) Bu apayrı bir duyguydu. Anlatılamazdı ve kimseden anlamsını bekleyemezdim. Ben bile aradan sadece 4 ay geçmesine rağmen o psikolojiyi daha az anlayabiliyorum. Sanırım ''zaman ilaçtır'' lafı bu olsa gerek.
Tabi işe gider gitmez önce Ece ve patronumun Ece'den yaklaşık 2 ay büyük olan oğlu Mertcan sohbetleri. Onların deneyimleri. (Hala çoğu zaman deneyimlerinden faydalanıyoruz.) Sonra iş. Birikmiş işler. İş tesimleri. Yapılan işleri dolaşma. Ama 1 saatte bir Ece'yi arama. Ece naptı? Ece sütünü içiti mi? Uyudu mu? Ağladı mı? Ece, Ece, Ece. İlk bir hafta böyle geçti. Sonra yavaş yavaş telefon sayıları azaldı. Sanıyorum herkes alışmıştı. Benim gibi işini çok seven biri işin temposuna adapte olmuş, Ece alışmıştı. Düzen yavaş yavaş oturmuştu. Bazen işimi bu kadar çok sevdiğim ve yaparken Ece aklımdan çıktığı için suçluluk duygusu bile duymama rağmen, hayat malesef böyle bir şey. Çocuk yaptı diye bir kadının kariyerini bitirmesi (şartlar öyle gerektiriyorsa yapacak birşey yok tabi) bence tek kelimeyle anlatılabilir. Trajedi.
Bebeğin gelişiminde ilk bir yıl annesiyle olması önemli diye bir laf var. Ama ispatlanmamış birşey. Bende isteyebilirdim. Ülkemizin, mesleğimin şartları buna elverişli olsa. Ama dünya dönüyor. Ve bir şeyi bırakırsanız ucunu yakalamak çok zor. Eğer mesleğinizi seviyorsanız buna katlanmanız lazım. Çok zor bir süreç asla kolay diyemem. Ama alışılıyor. Bebeğimi bırakmadan önceki 1 ay ve sonraki 1 ay gerçekten kötüydüm. Gecelerce ağladığım zamanlar oldu. Ama unutmayın onu bırakıyor olmanız, onu sevmediğiniz, ondan uzaklaşmanız anlamına gelmez. Tam tersi işten eve gelince onunla geçirdiğiniz her dakika daha kıymetli oluyor. Bütün gün onun özlemiyle yanıp tutuşup büyük bir sevgiyle geliyorsunuz. Her an daha da anlamı oluyor.
Tüm çalışmaya başlayacak annelere; kendizi mümkün olduğunca az üzün.
ECE İLE DIŞARI ÇIKMALAR
İlk Ece ile dışarı çıkmamız tabiki doktor yolculuğumuzdu. Ve gözümüz
çok korkmuştu. Sürekli ağlamıştı. ''Allah Allah her çocuk severdi
oysaki arabayı. Sanırım biz Ece ile dışarı zor çıkacaktık'' diye
düşünmüş, fakat bebeklerin günü gününü tutmadığını unutmuştuk. 4 gün
sonraki yine doktor yolculuğumuzda böyle bir sorunla karşılaşmamıştık.
Zaten bizim gibi gezmeyi çok seven bir çift için bu çok büyük sorun
olurdu. Biz bir şey yapmadan Ece bu sorunu bizim için çözdü.
Sonra ver elini gezmeler. Babanesine gittik, 40 uçurmaya teyzeannesine gittik, sahile gittik, alışveriş merkezine gittik. Gittik, gezdik ve Ece dünya ile tanıştı. Kasım bebeği olmasına rağmen havalar güzel oldukça ve babamız müsait oldukça gezdik. Ortaköy'e bile gittik. Hemde iki kere. Ama anne kız ilk gezmemizi İkea'ya yaptık. Arabayı açma, kapama, Eceyi koyma tek başına ne zor şeylermiş. Nerdesin Erhan? Ama sonra bu acemiliği de attık. Sonra ver elini anneyle gezmeler. Baba işte olsa da. Ama yine de gideceğimiz yere Erhan bırakıp, Erhan alıyordu. Yaşasın Ba-Ba.
Ve yine sonra Betül işe başlar. Bu ayrı bir yada iki hikaye tabi. Çalışan anne olmak ve çalışmaya başlamak. Ama cuma günleri izin günüm. Süt izni. Böylece 3 gün dolu dolu kızımla geçiriyorum. Her cuma yeni bir aktivite. Bazen teyzeye gitmeler, bazen alışveriş merkezi, bazen sahil. Cuma günleri aktivite günümüz. Eğer babamızın cumartesi de işi varsa (genellikler oluyor) o da arkadaşlarla buluşma günü oluyor. Bilmem hangi teyzeye gitsek acaba?
Sonra ver elini gezmeler. Babanesine gittik, 40 uçurmaya teyzeannesine gittik, sahile gittik, alışveriş merkezine gittik. Gittik, gezdik ve Ece dünya ile tanıştı. Kasım bebeği olmasına rağmen havalar güzel oldukça ve babamız müsait oldukça gezdik. Ortaköy'e bile gittik. Hemde iki kere. Ama anne kız ilk gezmemizi İkea'ya yaptık. Arabayı açma, kapama, Eceyi koyma tek başına ne zor şeylermiş. Nerdesin Erhan? Ama sonra bu acemiliği de attık. Sonra ver elini anneyle gezmeler. Baba işte olsa da. Ama yine de gideceğimiz yere Erhan bırakıp, Erhan alıyordu. Yaşasın Ba-Ba.
Ve yine sonra Betül işe başlar. Bu ayrı bir yada iki hikaye tabi. Çalışan anne olmak ve çalışmaya başlamak. Ama cuma günleri izin günüm. Süt izni. Böylece 3 gün dolu dolu kızımla geçiriyorum. Her cuma yeni bir aktivite. Bazen teyzeye gitmeler, bazen alışveriş merkezi, bazen sahil. Cuma günleri aktivite günümüz. Eğer babamızın cumartesi de işi varsa (genellikler oluyor) o da arkadaşlarla buluşma günü oluyor. Bilmem hangi teyzeye gitsek acaba?
TEMEL REİS MAMASI
Anne olan bayanların çoğunun bildiği, bilmeyenlerin de şu anda benden
öğreneceği nurturia'dan arkadaşım İnci'nin orada paylaştığı bazı
tarifleri yaparım diye kaydetmştim. Ve sonunda denedim. İşte Ece'nin o
çok sevdiği tarif;
Ispanaklar köklerinden ayrılır ve iyice suda yıkanıp, parçalara ayrılır.
Tencereye zeytinyağı konur ve ıspanaklar atılır.
Ispanaklar suyunu çekene kadar karıştırılır.
İçine pirinç ve domates rendelenerek ilave edilir.
Ardından 150 ml su ilave edilir.
15 dk pişirilir arada sırada karıştırılır.
Piştikten sonra biraz soğumaya bırakılır ve içine lor peynir ilave edilerek blendırdan geçirilir.
Afiyet olsun.
Malzemeler:
250 gr ıspanak
1 çorba kaşığı pirinç
150 ml su
2 çorba kaşığı lor peynir
1 adet domates
1 çorba kaşığı sızma zeytinyağı
Yapılışı:250 gr ıspanak
1 çorba kaşığı pirinç
150 ml su
2 çorba kaşığı lor peynir
1 adet domates
1 çorba kaşığı sızma zeytinyağı
Ispanaklar köklerinden ayrılır ve iyice suda yıkanıp, parçalara ayrılır.
Tencereye zeytinyağı konur ve ıspanaklar atılır.
Ispanaklar suyunu çekene kadar karıştırılır.
İçine pirinç ve domates rendelenerek ilave edilir.
Ardından 150 ml su ilave edilir.
15 dk pişirilir arada sırada karıştırılır.
Piştikten sonra biraz soğumaya bırakılır ve içine lor peynir ilave edilerek blendırdan geçirilir.
Afiyet olsun.
Not: Ben su yerine tavuk suyu koydum. Gayet yakıştı.
BABA ÖZLEMİ
Gelibolu'dayız. Batuhan babasından en uzun ayrılığını yaşıyor. Tabi
babası da Batuhan'dan. Daha önce Gelibolu'ya haftasonu hepberaber
gelip, babayı işe uğurlayıp 5 günü ayrı geçirdiğimiz olmuştu. Ama bu
sefer biraz farklı. Tam bir haftadır Anneannemiz ve Dedemizle beraberiz
ve bir süre daha burada olacağız. Bu sefer farklı çünkü
geçen gelişimizde hava muhalefeti nedeniyle eve tıkılıp kalmıştık
şimdiyse ohooooo. Günlerimizi o kadar dolu dolu geçiriyoruz ki 24 saat
yetmiyor. Araya bir Bozcaada tatili bile sıkıştırdık. Tatil içinde
tatil. Çok aktifiz, çok meraklıyız. İlkler yaşıyoruz bir çok. İlk defa
denizle tanışıyoruz bu kadar yakından, ilk defa bu kadar çok çocuk var
etrafımızda, ilk defa minübüse bindik...Dede evi tamamen Batuhan Bey'e
göre yeniden düzenlendi. Evin ortasına bir salıncak kuruldu, masalar
sehpalar kalktı, yürüteçler çıktı, mama sandalyesi geldi. Evde egemenlik
kayıtsız şartsız Batuhan'ın. Değişen sadece eşyaların yeri şekli değil
tabi, herkes peşimizde pervane. Misafirimiz eksik olmuyor sağolsunlar.
Burda olduğumuzu duyan geliyor Batuhan ile tanışmaya. Batuhan
düşünüyordur belki "evimizde bir kadın bir de adam vardı, neden burada
bu kadar çok insan var? Evimizdeki adam nereye gitti? Onun işlerini
yapmak için mi yoksa bu kadar çok insan geldi?" diye. Belki de
şaşkınlıktan, yeni şeylerin heycanından durumun farkında bile değil.
Bunu babasıyla ilk görüştükleri anda anlamaya çalışacağım. O anı
heycanla bekliyorum. Babasıysa Batuhan'ı deliler gibi özlemiş durumda.
Her dakikasını, saniyesini bilmek istiyor. Ben oğlumun bu yeni tecrübesi
olan dede evi, yaz modu telaşından bilgi akışını sekteye uğratıyorum.
Bana çok kızıyor. Her ne kadar yazının başlığı Baba Özlemi olsa da evlat
özlemi gibisi yok...
BEDİA
BEDİA
BEBEĞİM DÜŞTÜ
Bu yazıyı yazmak bile beni hala üzüyor. Ama yazmalıyım ki anneler,
teyzeler, halalar yada bebek seven herhangi biri olarak ne kadar
dikkatli olmamız gerektiğini anlamalıyız.
6. 7. ve 8. aylar bebeklerin hareketlendiği ve düşme, kafayı vurma gibi olayların yaşandığı bir dönemdi. Bunu biliyor ve azami dikkat ediyordum. O gün Ece ile evdeydik. Ve son aşımızı olup, teyzemizle buluşacaktık. Sabah 7'de kalkışımızı yaptıktan sonra sütümüzü içmiş, oyunlarımızı oynamış ve uykuya geçmiştik. Park yatağına yatırmıştım. Bende mutfakta Ece'nin öğle yemeği olan sebzesini hazırlıyordum. Banyoya giderken bir çığlık ve ağlama sesine koştum. Odaya gittiğimde Ece yatakta yoktu. O an (yazarken bile kötü oldum) napacağımı bilemeden hemen yatağın kenarına baktım. Ece orda yerde duruyordu. Hemen kucağıma aldığım gibi yerde kan var mı diye bakınmaya başladım. Öyle bir şey yoktu. Ece kucağıma alıp, biraz yürüdükten sonra sakinleşti. Ama o an onu yerde ve öyle ağlarken görmek beni bitirmişti. Elim ayağım ve tüm bedenim tirtir titriyordu. Ve tahmin edersiniz ki bende ağlıyordum. Ama bu Ece'yi daha üzmesin diye kendimi mümkün olduğunca sıkıyordum. Sonra ne yapacağımı düşünmeye başladım. Önce durum tespiti yapmalı sonra da doktora gitmeliydim. Bunun şakası olamazdı. Tekrar gidip düştüğü yere baktım. Evet evet kan yoktu. Park yatağı bizim yatağa birleştirmiştim. Sanıyorum önce yatağa ordan yere düşmüştü. Böylece çarpamanın şiddeti azalmıştı. Sonra Ece'nin kafasını inceledim. Kafasının arkası değil de yanı kızarmıştı. Düştüğünde park yatağın kenarına tekerleğe vurmuştu. Hemen babasını aradım. Ama birşey söylemedim. Çünkü Ece'yi bu halde doktora tek başıma götüremezdim. Erhan gelince hemen çıktık. Hastaneye gittiğimde kapıda söyledim Erhan'a. Oda çok şaşırmıştı. Ama Ece iyiydi, gülüyordu. Beni sakinleştiren de onun gülüşüydü zaten. Doktor iyi olduğunu buz koymamızı, kusarsa mutlaka gelmemizi söyledi. Birde akşamüstüne kadar uyutmayın dedi.
Bu kısım standart. Ben ağlamaya başladım. Yine herkes beni sakinleştirdi.
Ben ve Ece tam olarak sakinleştikten sonra bizi deli gibi arayan teyzemize geri dönüş yapabildik. Tabi olayı anlatınca hemen geldiler. Bir şeyi yok, birşeyi yok. Evet bende biliyordum. Gülüyordu, Batuhan'la oynuyordu. Evet birşeyi yoktu. Ama o sahne aklımdan çıkmıyordu. O akşam yattığımda tüm gece ağladım. O sahne aklıma geldikçe hala gözlerim doluyor.
Dedğim gibi 6. 7. ve 8. aylar bebeklerimize çok dikkat etmemiz gerekiyor. Hatta yattığı yataklara bile. Eğer park yatak kullanıyorsanız mutlaka 5. aydan sonra yatağı tamamen aşağı almak gerekiyor.
Umarım hiç bir annenin başına böyle bir olay gelmez. Gelmemesi için tüm önlemleri alsakta bazen kazalar olabiliyor. Ozaman da birşey olmasa bile, bebeğiniz hemen sakinleşse bile (Ece gibi) bence yinede tam teşekküllü bir hastaneye gitmekte fayda var.
6. 7. ve 8. aylar bebeklerin hareketlendiği ve düşme, kafayı vurma gibi olayların yaşandığı bir dönemdi. Bunu biliyor ve azami dikkat ediyordum. O gün Ece ile evdeydik. Ve son aşımızı olup, teyzemizle buluşacaktık. Sabah 7'de kalkışımızı yaptıktan sonra sütümüzü içmiş, oyunlarımızı oynamış ve uykuya geçmiştik. Park yatağına yatırmıştım. Bende mutfakta Ece'nin öğle yemeği olan sebzesini hazırlıyordum. Banyoya giderken bir çığlık ve ağlama sesine koştum. Odaya gittiğimde Ece yatakta yoktu. O an (yazarken bile kötü oldum) napacağımı bilemeden hemen yatağın kenarına baktım. Ece orda yerde duruyordu. Hemen kucağıma aldığım gibi yerde kan var mı diye bakınmaya başladım. Öyle bir şey yoktu. Ece kucağıma alıp, biraz yürüdükten sonra sakinleşti. Ama o an onu yerde ve öyle ağlarken görmek beni bitirmişti. Elim ayağım ve tüm bedenim tirtir titriyordu. Ve tahmin edersiniz ki bende ağlıyordum. Ama bu Ece'yi daha üzmesin diye kendimi mümkün olduğunca sıkıyordum. Sonra ne yapacağımı düşünmeye başladım. Önce durum tespiti yapmalı sonra da doktora gitmeliydim. Bunun şakası olamazdı. Tekrar gidip düştüğü yere baktım. Evet evet kan yoktu. Park yatağı bizim yatağa birleştirmiştim. Sanıyorum önce yatağa ordan yere düşmüştü. Böylece çarpamanın şiddeti azalmıştı. Sonra Ece'nin kafasını inceledim. Kafasının arkası değil de yanı kızarmıştı. Düştüğünde park yatağın kenarına tekerleğe vurmuştu. Hemen babasını aradım. Ama birşey söylemedim. Çünkü Ece'yi bu halde doktora tek başıma götüremezdim. Erhan gelince hemen çıktık. Hastaneye gittiğimde kapıda söyledim Erhan'a. Oda çok şaşırmıştı. Ama Ece iyiydi, gülüyordu. Beni sakinleştiren de onun gülüşüydü zaten. Doktor iyi olduğunu buz koymamızı, kusarsa mutlaka gelmemizi söyledi. Birde akşamüstüne kadar uyutmayın dedi.
Bu kısım standart. Ben ağlamaya başladım. Yine herkes beni sakinleştirdi.
Ben ve Ece tam olarak sakinleştikten sonra bizi deli gibi arayan teyzemize geri dönüş yapabildik. Tabi olayı anlatınca hemen geldiler. Bir şeyi yok, birşeyi yok. Evet bende biliyordum. Gülüyordu, Batuhan'la oynuyordu. Evet birşeyi yoktu. Ama o sahne aklımdan çıkmıyordu. O akşam yattığımda tüm gece ağladım. O sahne aklıma geldikçe hala gözlerim doluyor.
Dedğim gibi 6. 7. ve 8. aylar bebeklerimize çok dikkat etmemiz gerekiyor. Hatta yattığı yataklara bile. Eğer park yatak kullanıyorsanız mutlaka 5. aydan sonra yatağı tamamen aşağı almak gerekiyor.
Umarım hiç bir annenin başına böyle bir olay gelmez. Gelmemesi için tüm önlemleri alsakta bazen kazalar olabiliyor. Ozaman da birşey olmasa bile, bebeğiniz hemen sakinleşse bile (Ece gibi) bence yinede tam teşekküllü bir hastaneye gitmekte fayda var.
İLK BİR HAFTA
Sizlerle zaten Ece ile evde ilk gecemizi nasıl geçirdiğimizi
paylaşmıştım. Bu ilk gece bebeğin alışma sürecinin başlangıcı. Eve
alışma, hayata alışma, nefes almaya alışma, emmeye alışma, anneye babaya
alışma. Onun ve bizim için ilk bir hafta tam bir acemilik dönemi idi.
Neler yaşadık bu acemlik döneminde. Öncelikle göbek bağı bakımı beni çok geriyordu. Temizlemek, bezini bağlarken onu dışarda bırakmak. Zor şeyler değildi. Ancak beni tedirgin ediyordu. Sanki bişey olacakmış gibi geliyordu. Allahtan 7. günün sonunda düştü ve bende kurtuldum. Altını değiştirmede çok acemilik yaşamadım. Zaten Erhan, annem herkes yardım ediyordu. Yüz temizliği birde bu vardı beni geren. Gözlerini ıslak pamukla içten dışa siliyorduk. Kulaklarının arkasını yine ıslak pamukla siliyorduk. Bunu sabah akşam yapıyordum.
Ece'nin ilk kakası. İnsan böyle bir şeye sevinebilir mi? Anne olanlar beni çok iyi anlar. Ece ilk kakasını yaptığında evde şenlik havası esmişti. Böyle bir şeyi kutlayacağımız hiç aklıma gelmezdi. Sonra kakasının her renk değiştirişinde çığlıklar atıp, birbirimize sarılıyorduk. Yaşasın.
Hastaneden çıkışımızda Ece'nin sarılık değeri biraz sınırdaydı. 3. günde tekrar hastaneye gidecektik ve bakılacaktı tekrar. Şimdi iki saniyede yaptığımız haraketleri o gün yarım saatte yapmıştık. Ece'yi giydir, ana kucağına koy, arabaya bağla. Acemilik işte. Sonra yola çıktığımızda bir ara geri dönmeyi düşündük. Ece sürekli ağlıyordu. Napacatık? Hiç birşey yapmadım. Çünkü gerek kalmadı. Ece birden sustu. Gözleri açıktı. Görebildiği mesafe kadar bakınıyordu. Hastaneye gittik. Doktorumuz perişan halimiz görünce gayet normal, gayet normal dedi. Göbek bağı iyiydi. Kakasını yapmıştı. Anne sütü alıyordu. Bir de sarılık değerine bakılacaktı. Yine biraz sınırdaydı. 7. günde bir daha bakılacaktı. 7. gün konrolüne giderken biraz daha az acemiydik. Daha kolay bir yolculuk geçirdik. Sarılık değeri normaldi. Bu konuyla ilgili de içimiz rahatlamıştı.
Emme. Yada şöyle yazmam gerek emmeye başlama. Ece'nin emmesi normaldi. Zaten öyle olduğu için sarılığı kolayca atlatmıştı. Ancak evdeki 3. akşamımızda Erhan'ın telefonu çalınca Ece bir anda memeyi bıraktı ve bırakırken acıttı. Ondan sonra 3 ay kremler sürerek iyleştirdim. O memeyi Ece her aldığında gözümden yaş geliyordu. Ama körleşmesin diye ondan da mecburen vermeliydim. Biraz sakin bir ortamda emzirmekte yarar var.
Gelenler gidenler. Ece'yi görmeye gelen akraba ve dostlar. Ece uyursa gelenlerle ilgilenebiliyordum. Uyumazsa ancak meme verirken muhabbet edebiliyordum. Annem benim durumuma göre gelenlerle ilgileniyordu.
Tüm bu acemiliklere rağmen şimdi dönüp baktığımda (7 ay geçmesine rağmen çok uzun zaman geçmiş gibi) Ece'nin o hallerini özlüyorum. Ara sıra eski fotoğraflarına baktığımda ne güzel günlerdi. Şimdi böyle diyorum. Birkaç yıl geçse ne diyeceğim acaba.
Neler yaşadık bu acemlik döneminde. Öncelikle göbek bağı bakımı beni çok geriyordu. Temizlemek, bezini bağlarken onu dışarda bırakmak. Zor şeyler değildi. Ancak beni tedirgin ediyordu. Sanki bişey olacakmış gibi geliyordu. Allahtan 7. günün sonunda düştü ve bende kurtuldum. Altını değiştirmede çok acemilik yaşamadım. Zaten Erhan, annem herkes yardım ediyordu. Yüz temizliği birde bu vardı beni geren. Gözlerini ıslak pamukla içten dışa siliyorduk. Kulaklarının arkasını yine ıslak pamukla siliyorduk. Bunu sabah akşam yapıyordum.
Ece'nin ilk kakası. İnsan böyle bir şeye sevinebilir mi? Anne olanlar beni çok iyi anlar. Ece ilk kakasını yaptığında evde şenlik havası esmişti. Böyle bir şeyi kutlayacağımız hiç aklıma gelmezdi. Sonra kakasının her renk değiştirişinde çığlıklar atıp, birbirimize sarılıyorduk. Yaşasın.
Hastaneden çıkışımızda Ece'nin sarılık değeri biraz sınırdaydı. 3. günde tekrar hastaneye gidecektik ve bakılacaktı tekrar. Şimdi iki saniyede yaptığımız haraketleri o gün yarım saatte yapmıştık. Ece'yi giydir, ana kucağına koy, arabaya bağla. Acemilik işte. Sonra yola çıktığımızda bir ara geri dönmeyi düşündük. Ece sürekli ağlıyordu. Napacatık? Hiç birşey yapmadım. Çünkü gerek kalmadı. Ece birden sustu. Gözleri açıktı. Görebildiği mesafe kadar bakınıyordu. Hastaneye gittik. Doktorumuz perişan halimiz görünce gayet normal, gayet normal dedi. Göbek bağı iyiydi. Kakasını yapmıştı. Anne sütü alıyordu. Bir de sarılık değerine bakılacaktı. Yine biraz sınırdaydı. 7. günde bir daha bakılacaktı. 7. gün konrolüne giderken biraz daha az acemiydik. Daha kolay bir yolculuk geçirdik. Sarılık değeri normaldi. Bu konuyla ilgili de içimiz rahatlamıştı.
Emme. Yada şöyle yazmam gerek emmeye başlama. Ece'nin emmesi normaldi. Zaten öyle olduğu için sarılığı kolayca atlatmıştı. Ancak evdeki 3. akşamımızda Erhan'ın telefonu çalınca Ece bir anda memeyi bıraktı ve bırakırken acıttı. Ondan sonra 3 ay kremler sürerek iyleştirdim. O memeyi Ece her aldığında gözümden yaş geliyordu. Ama körleşmesin diye ondan da mecburen vermeliydim. Biraz sakin bir ortamda emzirmekte yarar var.
Gelenler gidenler. Ece'yi görmeye gelen akraba ve dostlar. Ece uyursa gelenlerle ilgilenebiliyordum. Uyumazsa ancak meme verirken muhabbet edebiliyordum. Annem benim durumuma göre gelenlerle ilgileniyordu.
Tüm bu acemiliklere rağmen şimdi dönüp baktığımda (7 ay geçmesine rağmen çok uzun zaman geçmiş gibi) Ece'nin o hallerini özlüyorum. Ara sıra eski fotoğraflarına baktığımda ne güzel günlerdi. Şimdi böyle diyorum. Birkaç yıl geçse ne diyeceğim acaba.
DOKTORUMUZUN KATI GIDAYA GEÇİŞ LİSTESİ
Katı gıdaya geçiş döneminde ki doktor kontrolümüzde doktorumuzla uzun
uzun bu süreci konuştuk. Çıkarkende elimize bir döküman verdi. İlk
acemilik döneminde çok faydalandığımız listeyi biraz sadeleştirip kendi
yaşadığımız dipnotlarla yazıyorum. Ön bilgi ve karşılaştırmak için
bence önemli.
Tahıl gevrekleri:
Demirle zenginleştirilmiş tahıl gevrekleri (pirinç,yulaf, arpa, buğday)
Dördüncü yedinci aylar arasında anne sütü yada hazır mamaya tahıl gevreği katılarak sabah kahvaltısı hazırlanır. (Biz vermedik)
Pirinç gevreği başlangıç için birinci seçenektir. Günde iki öğün 5 çorba kaşığı önerilir. Fazlası kabızlık yapabilir. (6. ayda Sütlü Pirinçli olarak satılan tozdan hazırlıyorduk muhallebiyi. Şimdi organik pirinç unundan yapıyorum içine pekmez koyuyorum. 1.5 tatlı kaşığı pirinç unu 150 cc su)
Pirinç gevreğinden 5 gün sonra yulafa geçilebilir. Buğdaylısına ve karışık tahıllara en erken 6. ayda başlanır. (Gece tahıllısı olarak satılan toz ve kavanoz mamalardan gece yatmadan vermeye çalışıyorum.)
Meyve suları:
Elma, Armut, Muz, Şeftali, Kayısı, Nektarin, Üzüm, Kırmızı Erik, Havuç suyu, Kavun. (Doktorumuz Elma, Armur ve Muzla başlayalım. 3'er gün diye not düştü.)
Meyveler cam rendende püre haline getirilir. Muzu başka meyve suları ile sulandırabilirsiniz. En erken 3 gün arayla bir-iki tatlı kaşığı ile başlayarak 3 çorba kaşığına kadar çıkılır. Portakal, mandalina, kivi, greyfurt suları en erken 8. ayda başlanır. Çilek en erken 1 yaşında başlanır. (Meyveyi daha çok akşamüzeri yemeği seviyor.)
Yoğurt: (Akşam üzeri)
100-150 cc inek sütü kaynatıldıktan sonra ılıtılarak içine bir çay kaşığı yoğurt konur. Yoğurdun mayalandığı kabın üzeri havlularla sarılarak 3-5 saat bekletilir. En erken 6. ayda başlanır. Bebek yoğurdu ekşi bularak istemezse pekmez yada meyve ilavesi ile verilebilir. Sebze püresinin yanında yada içinde de verilebilir.
Sebzeler: (Öğlen)
Havuç, Patates, Kabak, Kereviz, Ispanak, Semiz Otu, Taze Tatlı Kırmızı Biber, Enginar, Bezelye, Taze Fasulye, Karnıbahar, Maydanoz, Taze Nane, Brokoli.
Domates en erken 7. ayda başlanır. Bakla ve patlıcan 1 yaşından önce verilmez. Lahana, pırasa, soğan, sarımsak 9. aydan itibaren denenebilir.
Sebze Püresi (Doktorumuzun notu pütürlü püre)
6. aydan itibaren öğle yemeği olarak. 150-200 cc kadar verilir.
1. Hafta: 2 su bardağı su, 1/2 orta boy havuç, 1/2 orta boy patates, 1/2 kabak ağzı kapalı bir kapta hafifçe pişirilir. İlk bir kaç gün sulu birinci haftadan sonra koyu kıvamda verilir. (Eğer çocuğunuzda bir kabızlık sorunu varsa bence daha yeşil sebzelerle de başlayabilirsiniz.)
2.Hafta: 1/2 patates, 1/2 havuç, 1/2 domates, 1/2 kabak, bir kaç yaprak maydanoz 300 cc suda hafif ateşte pişirilir. Son bir kaç dakikada bir tatlı kaşığı zeytinyağ katılır. (Doktorumuzun notuu mikserden geçirmeyin çatalla ezin.)
3. Hafta: Yukaridakilere iki tatlı kaşığı pirinç, bir tatlı kaşığı irmik yada bir tutam tel şehriye ekelenir.
4. Hafta: :Yukaridakilere bir gün iki tatlı kaşığı kırmızı mercimek (yada bunun yerine yulaf ezmesi, buğday özü, ince bulgur) bir gün iki tane taze fasulye, bir gün 1/4 enginar, birgün 1/4 kereviz, bezelye, bir gün bir kaç yaprak ıspanak yada semiz otu katılır.
Sebze çorbasına tuz, baharat, tatlandırıcı, soğan, sarımsak, patlıcan, lahana, pırasa katılmaz. Buzdolabında 24 saat saklanabilir. Az ısıtılmış yada oda sıcaklığında verilir.
7. ayın sonunda çorbaya piştikten sonra geri alınmak üzre 100 gr. yağsız dana eti eklenir. Bebek et suyuna alıştıktan sonra aynı kapta haşlanmış yağsız kuşbaşı dana eti yağsız dana kıyma yada yağsız tavuk eti verilebilir.
Tarhana 7.-8. aydan sonra verilebilir.
Kahvaltı:
7. aydan itibaren
90 cc suya 3 ölçek mama, bir kibrit kutusu kadar beyaz peynir (akşamdan suda ıslatılıp tuzu alınmış az veya orta yağlı sert) yumurta sarısı (katı kıvama gelene kadar haşlanmış. Gün aşırı konulacak. İlk önce 1/2 yumurta sarısı ile başlanır) 2 çay kaşığı pekmez, bir iki çorba kaşığı tahıl gevreği, 1 çay kaşığı tereyağ (9. ayda eklenir)
Kırmızı Et:
7.-8. aydan sonra başlanır. Yağsız sinirsiz dana kıymasından hazırlanan tuzsuz ve baharatsız köfteler yağsız tavada pişirilir. Sebze çorbasına katılır.
Karaciğer; 9. aydan itibaren verilebilir. Haftada bir iki öğün yedirilir.
Tavuk; 8. aydan itibaren verilir.
Balık; en erken 9. ayda başlanır.
Dr. Müjde Arapoğlu
Tahıl gevrekleri:
Demirle zenginleştirilmiş tahıl gevrekleri (pirinç,yulaf, arpa, buğday)
Dördüncü yedinci aylar arasında anne sütü yada hazır mamaya tahıl gevreği katılarak sabah kahvaltısı hazırlanır. (Biz vermedik)
Pirinç gevreği başlangıç için birinci seçenektir. Günde iki öğün 5 çorba kaşığı önerilir. Fazlası kabızlık yapabilir. (6. ayda Sütlü Pirinçli olarak satılan tozdan hazırlıyorduk muhallebiyi. Şimdi organik pirinç unundan yapıyorum içine pekmez koyuyorum. 1.5 tatlı kaşığı pirinç unu 150 cc su)
Pirinç gevreğinden 5 gün sonra yulafa geçilebilir. Buğdaylısına ve karışık tahıllara en erken 6. ayda başlanır. (Gece tahıllısı olarak satılan toz ve kavanoz mamalardan gece yatmadan vermeye çalışıyorum.)
Meyve suları:
Elma, Armut, Muz, Şeftali, Kayısı, Nektarin, Üzüm, Kırmızı Erik, Havuç suyu, Kavun. (Doktorumuz Elma, Armur ve Muzla başlayalım. 3'er gün diye not düştü.)
Meyveler cam rendende püre haline getirilir. Muzu başka meyve suları ile sulandırabilirsiniz. En erken 3 gün arayla bir-iki tatlı kaşığı ile başlayarak 3 çorba kaşığına kadar çıkılır. Portakal, mandalina, kivi, greyfurt suları en erken 8. ayda başlanır. Çilek en erken 1 yaşında başlanır. (Meyveyi daha çok akşamüzeri yemeği seviyor.)
Yoğurt: (Akşam üzeri)
100-150 cc inek sütü kaynatıldıktan sonra ılıtılarak içine bir çay kaşığı yoğurt konur. Yoğurdun mayalandığı kabın üzeri havlularla sarılarak 3-5 saat bekletilir. En erken 6. ayda başlanır. Bebek yoğurdu ekşi bularak istemezse pekmez yada meyve ilavesi ile verilebilir. Sebze püresinin yanında yada içinde de verilebilir.
Sebzeler: (Öğlen)
Havuç, Patates, Kabak, Kereviz, Ispanak, Semiz Otu, Taze Tatlı Kırmızı Biber, Enginar, Bezelye, Taze Fasulye, Karnıbahar, Maydanoz, Taze Nane, Brokoli.
Domates en erken 7. ayda başlanır. Bakla ve patlıcan 1 yaşından önce verilmez. Lahana, pırasa, soğan, sarımsak 9. aydan itibaren denenebilir.
Sebze Püresi (Doktorumuzun notu pütürlü püre)
6. aydan itibaren öğle yemeği olarak. 150-200 cc kadar verilir.
1. Hafta: 2 su bardağı su, 1/2 orta boy havuç, 1/2 orta boy patates, 1/2 kabak ağzı kapalı bir kapta hafifçe pişirilir. İlk bir kaç gün sulu birinci haftadan sonra koyu kıvamda verilir. (Eğer çocuğunuzda bir kabızlık sorunu varsa bence daha yeşil sebzelerle de başlayabilirsiniz.)
2.Hafta: 1/2 patates, 1/2 havuç, 1/2 domates, 1/2 kabak, bir kaç yaprak maydanoz 300 cc suda hafif ateşte pişirilir. Son bir kaç dakikada bir tatlı kaşığı zeytinyağ katılır. (Doktorumuzun notuu mikserden geçirmeyin çatalla ezin.)
3. Hafta: Yukaridakilere iki tatlı kaşığı pirinç, bir tatlı kaşığı irmik yada bir tutam tel şehriye ekelenir.
4. Hafta: :Yukaridakilere bir gün iki tatlı kaşığı kırmızı mercimek (yada bunun yerine yulaf ezmesi, buğday özü, ince bulgur) bir gün iki tane taze fasulye, bir gün 1/4 enginar, birgün 1/4 kereviz, bezelye, bir gün bir kaç yaprak ıspanak yada semiz otu katılır.
Sebze çorbasına tuz, baharat, tatlandırıcı, soğan, sarımsak, patlıcan, lahana, pırasa katılmaz. Buzdolabında 24 saat saklanabilir. Az ısıtılmış yada oda sıcaklığında verilir.
7. ayın sonunda çorbaya piştikten sonra geri alınmak üzre 100 gr. yağsız dana eti eklenir. Bebek et suyuna alıştıktan sonra aynı kapta haşlanmış yağsız kuşbaşı dana eti yağsız dana kıyma yada yağsız tavuk eti verilebilir.
Tarhana 7.-8. aydan sonra verilebilir.
Kahvaltı:
7. aydan itibaren
90 cc suya 3 ölçek mama, bir kibrit kutusu kadar beyaz peynir (akşamdan suda ıslatılıp tuzu alınmış az veya orta yağlı sert) yumurta sarısı (katı kıvama gelene kadar haşlanmış. Gün aşırı konulacak. İlk önce 1/2 yumurta sarısı ile başlanır) 2 çay kaşığı pekmez, bir iki çorba kaşığı tahıl gevreği, 1 çay kaşığı tereyağ (9. ayda eklenir)
Kırmızı Et:
7.-8. aydan sonra başlanır. Yağsız sinirsiz dana kıymasından hazırlanan tuzsuz ve baharatsız köfteler yağsız tavada pişirilir. Sebze çorbasına katılır.
Karaciğer; 9. aydan itibaren verilebilir. Haftada bir iki öğün yedirilir.
Tavuk; 8. aydan itibaren verilir.
Balık; en erken 9. ayda başlanır.
Dr. Müjde Arapoğlu
BABSININ ECE'YE SESLENİŞ ŞEKİLLERİ
Erhan bu konuda oldukça yaratıcı. Ece'nin milyonlarca ismi var. Ve o
babası ne derse desin onun sesini duyduğunda zaten dönüp bakıyor. İşte
onlardan bazıları;
- Bal Kaymak
- Ballı Lokma Tatlısı
- Totik Ayak
- Ağız Güzeli
- Üt güzeli (Süt Güzeli)
- Babasının Prensesi
- İzmir Lokması
- Annesinin Kopyası
- Kakül Güzeli (Kahkül Güzeli)
- Tavşan
- Kraliçem
- Güzel Bacak
- Göbek Güzeli
- Fıstıkcan
- Fındıkcan
- Fındık kurdu
- Güllü Lokum
- Lokum
- Lokumcan
- Cookie
- Kurabiye
- Babasının Güzeli
BABY SHOWER
Her insan iyi bir arkadaş, bir dost edinmeli bu hayatta. O kadar
önemli ki bu. Güzel günlerde ve tam tersi acı günlerde anlıyorsunuz
onların değerini. Belki çok klişe bir laf oldu ama bu tamamen doğru.
Peki tüm bunların ne alakası var bu başlıkla. Çok alakası var. Ablam ve
ben ikimiz de hamileydik. Ben baby showerlara çok özeniyordum. Ama kim
yapacaktı ki? Herkesi toplayacak, organize edecek, o kadar hazırlık.
Gerçekten zor bir işti. Neyse bizim de baby showerımız olmasın atık
napalım demiş ve bu sevdadan vazgeçmiştim.
Bir cumartesi canım arkadaşım Ceyda beni evine çağırdı. ''Bedia'yı da çağırdım. Şöyle oturalım baş başa'' dedi. Çok yaptığımız bir olaydı. Hiç işkillenmedim. Cumartesi tuttuk Ceyda'nın yolunu. O da ne kapıda Nilüfer Ablamın arabası. Ve ellerinde koca koca kutularla Nilüfer Ablam, Sıdıka Teyzem ve Nuray Ablam. Neler oluyor? Nasıl yani? Derken jeton sesi ''tınk tınk'' Ceyda gene bombasını patlatmıştı. Bedia'nın bekarlığa veda partisinde de böyle yapmıştı. Ama o zaman beraber hazırlamıştık. Acaba içede bizi ne süprizler bekliyordu?
İçerisi harika süslerle doluydu. Kapının bir kanadına mavi kapı süsü bir tarafı pembe kapı süsü asılmıştı. Duvarları pembe yazılarla ''it's a girl'' ve mavi yazılarla ''it's a boy'' yazıları süslüyordu. Avizelerden çeşitli süsler sarkıyordu. Ve masa bir sürü yiyecekle doluydu. Ah Ceydacım ah. Nasıl da yaptın bunca şeyi?
Bir sürü süs, bir sürü yiyecek, harika pastamız, çok şeker hediyeler ve harika bir gün. Sıdıka Teyzem, Nilüfer Ablam, Nuray Ablam, Selinciğim, Canım arkadaşım Başak ve tüm bunları hazırlayan harika insan Ceyda bu güzel gün ve harika hediyeleri için hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ayrıca önceden arayıp çakal çakal ''Neler kaldı ki eksik Betülcüğüm'' diyip, eksik listesini çıkarıp, hediyeleri o şekilde organize eden yine Ceyda bu da eksta teşekkürün. Seni gidi Ceyda seni gidi.
Harika bir gündü. Doğum öncesi müthiş bir moral dopingi. İşte o yüzden herkesin bir Ceyda'sı olmalı hayatta.
Bir cumartesi canım arkadaşım Ceyda beni evine çağırdı. ''Bedia'yı da çağırdım. Şöyle oturalım baş başa'' dedi. Çok yaptığımız bir olaydı. Hiç işkillenmedim. Cumartesi tuttuk Ceyda'nın yolunu. O da ne kapıda Nilüfer Ablamın arabası. Ve ellerinde koca koca kutularla Nilüfer Ablam, Sıdıka Teyzem ve Nuray Ablam. Neler oluyor? Nasıl yani? Derken jeton sesi ''tınk tınk'' Ceyda gene bombasını patlatmıştı. Bedia'nın bekarlığa veda partisinde de böyle yapmıştı. Ama o zaman beraber hazırlamıştık. Acaba içede bizi ne süprizler bekliyordu?
İçerisi harika süslerle doluydu. Kapının bir kanadına mavi kapı süsü bir tarafı pembe kapı süsü asılmıştı. Duvarları pembe yazılarla ''it's a girl'' ve mavi yazılarla ''it's a boy'' yazıları süslüyordu. Avizelerden çeşitli süsler sarkıyordu. Ve masa bir sürü yiyecekle doluydu. Ah Ceydacım ah. Nasıl da yaptın bunca şeyi?
Bir sürü süs, bir sürü yiyecek, harika pastamız, çok şeker hediyeler ve harika bir gün. Sıdıka Teyzem, Nilüfer Ablam, Nuray Ablam, Selinciğim, Canım arkadaşım Başak ve tüm bunları hazırlayan harika insan Ceyda bu güzel gün ve harika hediyeleri için hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ayrıca önceden arayıp çakal çakal ''Neler kaldı ki eksik Betülcüğüm'' diyip, eksik listesini çıkarıp, hediyeleri o şekilde organize eden yine Ceyda bu da eksta teşekkürün. Seni gidi Ceyda seni gidi.
Harika bir gündü. Doğum öncesi müthiş bir moral dopingi. İşte o yüzden herkesin bir Ceyda'sı olmalı hayatta.
HASTANE ÇANTASI
Hamileliğinizin son aylarında herşey normalse bile bence son ana
bırakmamanız gereken tek şey. Bebek geldikten sonra tüm eksikler bir
şekilde tamamlanır. Ama hastane çantasını önceden hazır etmemek, o panik
anında belki siz faretmezsiniz ama yanınızdakilerin daha çok panik
olmasına sebep olur. Sonradan eşin yada bir yakının hazırladığı bavulda
büyük ihtimal sizi tatmin etmez. O yüzden hamilelik çantası yada bavulu
nederseniz (benimki koca bir bavuldu) onu hazırlamak oldukça önemli bir
ayrıntı ve çok eğlenceli.
Ben hamileliğimin 38. haftasında işten ayrıldıktan hemen sonra hazırlamıştım. İçinde neler olmalı. Ben hazırlarken internetten aldığım bir çıktıyı kullanmıştım. Ama sizlere o şekilde aktırmanın bir faydası yok. Zaten heryerden öyle bir listeye ulaşabilirsiniz. Önemli olan deneyimler.
Sizin için gerekenler;
İşte hazırsınız. Ama yinede 40. haftayı bekleyin. Hastane çantanız hazır diye acele etmeyin. (Sanki sizin elinizde. Bebiş ne derse o oluyor) Bizimki bayağı bir kapının ağzını işgal etmişti. Ama hazırladıktan sonra bayağı bir yük kalkmıştı üzerimden.
Ben hamileliğimin 38. haftasında işten ayrıldıktan hemen sonra hazırlamıştım. İçinde neler olmalı. Ben hazırlarken internetten aldığım bir çıktıyı kullanmıştım. Ama sizlere o şekilde aktırmanın bir faydası yok. Zaten heryerden öyle bir listeye ulaşabilirsiniz. Önemli olan deneyimler.
Sizin için gerekenler;
- Pijama. Ben bavuluma 3 adet koydum. Ne olur ne olmaz mantığı. Ve 3'ünü de batırdım. Kustum, yemek döktüm, pislettim.
- Gecelik ve sabahlık. Bunlardan 1'er tane koymuştum. Pişman oldum. Çünkü geceliği giyip çıkarması daha kolay. Hepsi kirlenince Erhan evden bir tane daha getirmişti.
- Terlik. Ah ne çok aradım o pembe terlikleri. Ama çokta düşünmeyin. Hastanede verilenlerde işinizi görür. Yada normal bir ev terliği.
- İç çamaşır. Bol miktarda almanızı öneririm. Ama sütyenler emzirme sütyeni şeklinde olsun.
- Göğüs pedi. Birden göğüslerinizden birşey geliyor. Benim sütüm azdı. Kullandım. Ama öyle çok değil. İnşallah sütünüz fazla olur, bol bol kullanırsınız.
- Makyaj malzemesi ve parfüm. Herzaman güzel olmakve güzel kokmak lazım. Hayatınızın en güzel ve en çok fotoğraf çekilen anlarından birisi olacak ne de olsa.
- Cep telefonunuz ve şarj aletiniz. Olmazsa olmaz. İnsanlara nasıl haber vericeksiniz. Yada tebrikleri nasıl kabul edeceksiniz yoksa. Ben hastane bavulunu hazırlarken şunu da yapmıştım. Telefonuma iki mesaj kaydettim. Birincisi ''hastaneye gidiyoruz'' şeklindeydi. Alıcı kısmına çok yakınlarımı ekledim. İkincisi ''Ece aramıza katıldı'' şeklindeydi. Bu mesajın alıcılarıda diğer kalan herkesti. Bunu da yapmanızı tavsiye ederim.
- Diş fırçası, macunu, hijenik ped, şampuan, sabun,tarak, toka, kalem, kağıt, kolonya, kağıt havlu bunları da çantaya ister koyun ister koymayın. Zaten hepsi hastanede olduğu için bir problem olmuyor.
- Süt sağma makinası ve göğüs ucu kremi. Bunları yanıma almıştım. Ama ihtiyaç olmadı. Zaten hastaneler bunları ihtiyaç halinde sağlıyorlarmış. Yine de doğum yapacağınız hastane ile bir görüşün. Boşa yük taşımayın. Çünkü zaten hastane tipi göğüs pompaları daha başarılı.
- Oda süsleri. Bunlar çok yer kapladığı için biz eşimin annesinin evi yakın olduğundan onda bırakmıştık. Gelirken getirmesini istemiştik. Sizin böyle bir imkanınız yoksa arabanızda müsait ise onları arabanın bagajına atabilirsiniz.
- Ve kırmızı saç bandınız. Bunu da çok aramıştım. Benimki taç şeklindeydi. Ama kesinlikle önemli bir ayrıntı. Göz ardı etmeyin.
- Tam olarak 4 adet hastane çıkışı olarak satılan takımlardan koymuştuk. Onların içinde herşey var. Önlüğü, eldiveni şapkası. Ayrı ayrı düşünmenize gerek yok. Zaten ilk bebek yanınıza geldiğinde hastaneye ait bir takım giydiriyorlar. Biz o takımı ancak gece çıkarmıştık. (Ece sabah doğudu.)
- 3-4 tane body koymuştuk. Hem uzun hem kısa kollu olanlardan. Takımların içinde zaten vardı. Pek gerek olmadı. Ama bulunsun mantığı.
- Bol miktarda ağız bezi koyabilirsiniz.
- Yelek ve hırka bavula koymuştuk. Ancak çıkarken giydirdik. Oda fazla bile gelmişti Ece'ye. Hastanelerin içi zaten sıcak. Sonra çıkıp arabaya biniyorsunuz. Çokta gerek yok. Ama bulunsun.
- Battaniye veya pike. Hastane çıkışında üzerini örtmek lazım. Mutlaka 2 tane koyun.
- Araba koltuğu. (ana kucağı) İlk aylarda pusetin üzerine takılan hemde araba koltuğu olarak kullanılan alet. Arabayla eve giderken bebişinizi içine oturtacaksınız. Sakın almayı unutmayın. Daha öncesinde aldığınız yere arabaya nasıl bağlanacağını da mutlaka sorun. Acemilik yaşamayın. Biz göstermelerini rica etmiştik. Arkadaşlar bizim arabamıza nasıl bağlanıyor tüm detayları ile göstermişti. Ana kucağını bağlamadan yolculuk yapmayın.
- Bebek bezi. Aldım yanıma ama zaten hastaneden veriyorlar.
- Biberon. Ben çantama koymadım. Lazım olabilir demişlerdi. Ama Allahtan lazım olmadı. İnşallah size de lazım olmaz.
- Küçük yastık. Yan yatma yastığı. Evimizde çok kullandık. Fakat hastanede lazım olmadı.
- Benim eşim sorunsuz bir insan olduğu için evden çıkarken bir poşete üzerinden çıkardıklarını koydu. Ve onlar ona yetti. Ama bende valizi hazırlarken hep sormuştum. Gerek yok demişti. Siz yine de eşlerinize sorun. Onun sorumluluğunda bir fotoğraf makinası vardı. Zaten oda arabada duruyordu.
- Bunlar yakın çevrenizdekilerin bir anda hallettiği ama önceden hazırlanamayacak şeyler. Çikolata, ziyaretçilere verilecek içecek ve yiyecekler.
İşte hazırsınız. Ama yinede 40. haftayı bekleyin. Hastane çantanız hazır diye acele etmeyin. (Sanki sizin elinizde. Bebiş ne derse o oluyor) Bizimki bayağı bir kapının ağzını işgal etmişti. Ama hazırladıktan sonra bayağı bir yük kalkmıştı üzerimden.
BEBEKLİ YAŞAMA GEÇİŞ
Sudan çıkmış balık gibiydik. Bebeğim tam manasıyla öyle iken bende
mecazi anlamda öyleydim. Bu minik şeyle ne yapacaktık? O dünyaya nasıl
alışacaktı? Bugüne kadar 2 kişilik olan hayatımıza, düzenimize ve
evimize biri daha gelmişti. Napacaktık?
Artık Betül ve Erhan yoktu. Betül, Erhan ve Ece vardı. Ve Ece'nin istekleri şu anda herşeyin önüne geçmişti bile. O bize ayak uydurmuyor. Biz ona göre yaşıyorduk. Ece'nin uyku saati. Ece'nin emme saati. Ece'nin altı değişecek. Ece doktora gidecek. Ece uyudu. Sessizlik. Aylar ilerledikçe bu liste daha da arttı. Sanıyorum yıllar geçtikçe daha da artacak. Bir bakacağız Ece özgür bir birey olmuş. Bizim senelerimiz ise onun isteklerini karşılamakla geçmiş. Sanırım çocuk böyle birşey. Onun için herşeyi yapabileceğiniz biri.
Evimizde artık onun düzeni hakim. Eskisi gibi kafamıza estiğinde dışarı çıakmıyoruz, sinemeya gidemiyoruz yada iş çıkışı biryerlerde buluşup gezemiyoruz. Ama şikayetimiz yok. Ben çalıştığım için zaten işten çıktığımda sadece onu görmek istiyorum. Deliler gibi özlemiş oluyorum. Babası da öyle. Önceleri 'onunla napacağız diye düşünürken 7 ay geçti ve şimdi şöyle diyoruz. ''Ece'den önce yapıyorduk?''
Artık Betül ve Erhan yoktu. Betül, Erhan ve Ece vardı. Ve Ece'nin istekleri şu anda herşeyin önüne geçmişti bile. O bize ayak uydurmuyor. Biz ona göre yaşıyorduk. Ece'nin uyku saati. Ece'nin emme saati. Ece'nin altı değişecek. Ece doktora gidecek. Ece uyudu. Sessizlik. Aylar ilerledikçe bu liste daha da arttı. Sanıyorum yıllar geçtikçe daha da artacak. Bir bakacağız Ece özgür bir birey olmuş. Bizim senelerimiz ise onun isteklerini karşılamakla geçmiş. Sanırım çocuk böyle birşey. Onun için herşeyi yapabileceğiniz biri.
Evimizde artık onun düzeni hakim. Eskisi gibi kafamıza estiğinde dışarı çıakmıyoruz, sinemeya gidemiyoruz yada iş çıkışı biryerlerde buluşup gezemiyoruz. Ama şikayetimiz yok. Ben çalıştığım için zaten işten çıktığımda sadece onu görmek istiyorum. Deliler gibi özlemiş oluyorum. Babası da öyle. Önceleri 'onunla napacağız diye düşünürken 7 ay geçti ve şimdi şöyle diyoruz. ''Ece'den önce yapıyorduk?''
KATI GIDAYA GEÇİŞ VE KABIZLIK PROBLEMİ
Katı gıdaya geçişimizin 3. günüydü. Akşam herzamanki gibi saat 7'de
eve geldim. Geldiğimde Ece biraz huzursuzdu. Sürekli ıkınıyordu. Kakası
olduğunu anladık. Ama yapamayacağını düşünemedik. Yaptı herhalde diye
altını açtık ama bişey yoktu ve hala zorlanıyordu. Birden ağlamaya
başladı. Ama çok kötü ağlıyordu. Canın yandığı belliydi. Erhan hemen
poposuna masaj yapmaya bacaklarını açarak kakasını yapmaya yardımcı
olmaya çalıştı. Başarılı da oldu. Azda olsa rahatlamıştı Ece. Bu işlemi
Erhan yaptı. Çünkü benim sinirlerim bozulmuş, ağlıyordum.
Çok yanlış birşeydi yaptığım ama kendimi tutamıyordum. Kriz anlarında mantıklı düşünen ve soğukkanlılığını koruyan o insanlardan değilim malesef. Zaten çok sulu gözlüyüm. Konu Ece olunca bu özelliğim tavan yapıyor.
Miniğim hiç böyle ağlamamıştı daha önce. Canı çok yanıyordu. Biraz rahatlamıştı ama hala bağırsakları doluydu ve bu açıkça farkediliyordu. Ama biz daha fazla birşey yapamıyorduk. Hemen hazırlanıp acile gittik. Hasta yoğunluğundan biraz beklemiştik o arada Ece hem arabaya bindiğinden mutlu olmuş, hemde değişik bir ortamda olduğundan incelemekten biraz sakinleşmişti. Sıra bize geldiğinde hemen Ece'nin altını açtık. Nöbetçi doktor biraz uğraşarak Ece'nin kakasını biraz daha yapmasını sağladı. Ama kaka katılaşmış ve bağırsaklarını tıkamıştı. Bize yapmamız gerekenleri ve poposunu rahatlatıcak birkaç kremi önerdikten sonra evin yolunu tuttuk. Ece de zaten yorgunluktan bayılmıştı.
Ama o gecenin serüveni malesef bu kadar ile bitmedi. Ece saat 2'de ağlayarak uyandı. Ama ağlamak, bağırmak ve çığlık atmak arası birşeydi yaptığı. Ve yine Erhan aynı masajı ve tekniği uygulayarak biraz kakasını yaptırdı. Ve yine ben çok kötü olmuştum. Bu sefer farklı olarak kan vardı. Evet malesef çocuğun poposu çatlamıştı. Ve kanıyordu. Hemen altını kapatark soluğu acilde aldık yine. Ve yine nöbetçi doktor. ''Tekrar geldik. Aynı problem. Ama bu sefer kanadı.'' Ece'nin poposu bir kez daha açıldı. ''Artık benim yapabileceğim birşey yok. Müdahale edemem. Çatlak oluşmuş'' dediği anda doktor ben bayan sulu göz hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Doktor da şaşırmıştı. Ece görmesin diye uzaklaştım. Nasıl yani? Napabilirdik? Doktorun ''Başınıza gelen en kötü hastalık bu olsun kremle zamanla düzelir. Kanama zaten durmuş'' gibi sözlerini hıçkırımlarımın arasında seçebildim. Bir yandan kendime kızıyordum mantıklı ol ağlama. Ama mümkün değildi. Neyi yanlış yapmıştım? Biraz da bu yüzden de ağlıyordum. Benim yüzümden mi olmuştu?
Yeni bir krem ve evdeyiz. Ece yine yorgunluktan bitmiş bir vaziyette uyuyordu. Bense bütün gece düşündüm. Neyi yanlış yaptım?
Aslında bişey yanlış yapmamıştım. Ama şimdi düşündüğümde neden olarak şunları sıralayabiliyorum. Tabi bu nedenler tamamen benim gözlemlerim.
Katı gıdaya geçişi gözümüzde büyütmemek lazım. Bu da zamanla çok eğelenceli bir sürece dönüşüyor. Ve geçiş dönemi için benim önerilerim.
Çok yanlış birşeydi yaptığım ama kendimi tutamıyordum. Kriz anlarında mantıklı düşünen ve soğukkanlılığını koruyan o insanlardan değilim malesef. Zaten çok sulu gözlüyüm. Konu Ece olunca bu özelliğim tavan yapıyor.
Miniğim hiç böyle ağlamamıştı daha önce. Canı çok yanıyordu. Biraz rahatlamıştı ama hala bağırsakları doluydu ve bu açıkça farkediliyordu. Ama biz daha fazla birşey yapamıyorduk. Hemen hazırlanıp acile gittik. Hasta yoğunluğundan biraz beklemiştik o arada Ece hem arabaya bindiğinden mutlu olmuş, hemde değişik bir ortamda olduğundan incelemekten biraz sakinleşmişti. Sıra bize geldiğinde hemen Ece'nin altını açtık. Nöbetçi doktor biraz uğraşarak Ece'nin kakasını biraz daha yapmasını sağladı. Ama kaka katılaşmış ve bağırsaklarını tıkamıştı. Bize yapmamız gerekenleri ve poposunu rahatlatıcak birkaç kremi önerdikten sonra evin yolunu tuttuk. Ece de zaten yorgunluktan bayılmıştı.
Ama o gecenin serüveni malesef bu kadar ile bitmedi. Ece saat 2'de ağlayarak uyandı. Ama ağlamak, bağırmak ve çığlık atmak arası birşeydi yaptığı. Ve yine Erhan aynı masajı ve tekniği uygulayarak biraz kakasını yaptırdı. Ve yine ben çok kötü olmuştum. Bu sefer farklı olarak kan vardı. Evet malesef çocuğun poposu çatlamıştı. Ve kanıyordu. Hemen altını kapatark soluğu acilde aldık yine. Ve yine nöbetçi doktor. ''Tekrar geldik. Aynı problem. Ama bu sefer kanadı.'' Ece'nin poposu bir kez daha açıldı. ''Artık benim yapabileceğim birşey yok. Müdahale edemem. Çatlak oluşmuş'' dediği anda doktor ben bayan sulu göz hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Doktor da şaşırmıştı. Ece görmesin diye uzaklaştım. Nasıl yani? Napabilirdik? Doktorun ''Başınıza gelen en kötü hastalık bu olsun kremle zamanla düzelir. Kanama zaten durmuş'' gibi sözlerini hıçkırımlarımın arasında seçebildim. Bir yandan kendime kızıyordum mantıklı ol ağlama. Ama mümkün değildi. Neyi yanlış yapmıştım? Biraz da bu yüzden de ağlıyordum. Benim yüzümden mi olmuştu?
Yeni bir krem ve evdeyiz. Ece yine yorgunluktan bitmiş bir vaziyette uyuyordu. Bense bütün gece düşündüm. Neyi yanlış yaptım?
Aslında bişey yanlış yapmamıştım. Ama şimdi düşündüğümde neden olarak şunları sıralayabiliyorum. Tabi bu nedenler tamamen benim gözlemlerim.
- Ece'nin kilosu az olduğu, sütüm yetmediği ve devam sütünden de fazla alamadığı için 5 buçuk aylık katı gıdaya geçiş yaptık. Mecburduk. Ama nedenlerden biri bu olabilir.
- Katı gıdaya patatesle başladık. Bence nedenlerden biri kesin bu.
- Ece zaten Anne sütünde de kabızlık yaşıyordu. Katı gıdaya geçişte bunu gözardı ettik.
- Yeşil sebzeler ile başlamak.
- Sebze haşlamalarına zeytinyağ ilave etmek.
- Meyvalardan armut ve kayısı yedirmek.
- Eğer 2-3 gün bebek kakasını yapmazsa bir kulak çubuğuna zeytinyağ batırıp poposuna hafifçe sokmak. (Biz Ece'nin poposu yara olmadan önce de yapmıştık. Ama yaradan sonra yapamadık.)
- Patates, pirinç, balkabağı, muz gibi kabız yapıcı yiyeceklerden ilk etapta uzak durmak.
Katı gıdaya geçişi gözümüzde büyütmemek lazım. Bu da zamanla çok eğelenceli bir sürece dönüşüyor. Ve geçiş dönemi için benim önerilerim.
- Bebek maması robotu. Pratik olarak yemeği hazırlayabiliyorsunuz. Ama ben çok tavsiye etmiyorum. Ben şöyle yapıyordum. Tencerinin içine buharda pişmesi için konan teller var. Onu koyup, haşlıyordum. Sonrasında da ezilmiyecek gibi bir sebze ise (taze fasulye, bamya, vs.) rondodan (evdeki bildiğimiz rondo) geçiriyordum. Çatalla ezilebilen sebzeleri sadece çatalla eziyordum. (Patates, havuç vs.) Geçmiş zaman kipi kullanıyorum. Çünkü ete geçtiğimiz için yemekleri direk suyun içinde haşlıyorum. Aslında az su koyup,kalan suyunu da dökmezseniz normal haşlamaları da öyle yapabilirsiniz.
- Cam rende. Meyvaları cam rende de püre yapıp, afiyetle yedirebilirsiniz. Pratik ve sağlıklı.
- Pirinç unu. Hazır ve toz muhallebilerden daha çok Ece organik pirinç unu ile hazırladığım muhallebiyi daha çok seviyor. 150 ml su, 1.5 tatlı kaşığı pirinç unu. Kısık ateşte karıştır. İçine biraz pekmez. Daha pratik olmayabilir ama daha sağlıklı.
- Sadece sebze olmaz. Sebzenin içine 1 hafta sonra irmik, buğday gibi şeyler ve 2 hafta sonrada az bir miktar tavuk suyu koymaya başladım. Çünkü bebeklerimizin de bir ağız tadı var. Bunu unutmamak lazım.
- Biz sebze ve meyvaları organik gıda pazarlarından alıyoruz. Organik gıdalar ne kadar tartışılsa da en azından bizim içimiz rahat ediyor. Etimizi de bildiğimiz, tanıdığımız kasabımızdan alıyoruz.
HER BEBEK BİR BİREYDİR
Her bebek bir bireydir. Bebeğim için okuduğum her kitapta bu yazılı.
Sizlere tavsiye ettiğim Hafta Hafta Bebeğinizin İlk Yılı kitabında da
motor zihinsel ve sosyal yaşamı için şunları yapabilir dedikten sonra
altında şöyle yazıyor ''her bebek bir bireydir ve bebeğiniz bu
gelişmeleri diğer bebeklerden daha hızlı veya daha yavaş gösterebilir.''
Çevremde Ece ile araları 3-4 ay olan büyklü küçüklü birçok bebek var. Arkadaş ortamlarında, konuşmalarda hep yaptığımız onları karşılaştırmak. Ece şöyle yapıyor, sizinki ne yapıyor? Yanlış olduğunu bile bile. Ece ve Batuhan araları bu kadar az ve kuzenken bile tamamen farlı olduklarını bile bile. Başkalarına soruyoruz. Ece'nin dişi çıktı sizde yok mu? Olabilir. O Ece. O Batuhan. O başkası. O başka bir birey. Bunu gerçekten anlamak ve bu bilinçte davranmak gerekiyor. Çünkü farkında olmadan etrafımızdakileri kızdırabilir, küstürebilir veya kırabiliriz. Yada etrafımızdakiler bizi. Çünkü bir insana herşey söyleyebilirsiniz. Fakat çocuğuna asla. Söylenen az birşey bile olsa felaket kırıcı olabilir. ''Aa daha dişi çıkmadı mı?'' Bu soru yada söylem annenin 2 gün uykusuz kalmasına sebep olabilir. En azından benim olabilirdi.
Bu yazıyı şu örneklemelerle bitirimek istiyorum. Ece yoğurt çok seviyor. Batuhan ağzına koymuyor. Ece sebze çok sevmiyor. Batuhan çok seviyor. Ece sallanmadan asla uyumuyor. Batuhan yatağında kendi kendine uyuyor. Batuhan doğuduğunda konak oldu. Ece olmadı. Ama şimdi hafif bir konağı oldu. Ece katı gıdaya geçişte kabız oldu. Batuhan olmadı. Bu liste sonsuza kadar gidebilir. Onun için hiç bir bebeği karşılaştırmamak lazım. Çünkü her bebek bir bireydir.
Çevremde Ece ile araları 3-4 ay olan büyklü küçüklü birçok bebek var. Arkadaş ortamlarında, konuşmalarda hep yaptığımız onları karşılaştırmak. Ece şöyle yapıyor, sizinki ne yapıyor? Yanlış olduğunu bile bile. Ece ve Batuhan araları bu kadar az ve kuzenken bile tamamen farlı olduklarını bile bile. Başkalarına soruyoruz. Ece'nin dişi çıktı sizde yok mu? Olabilir. O Ece. O Batuhan. O başkası. O başka bir birey. Bunu gerçekten anlamak ve bu bilinçte davranmak gerekiyor. Çünkü farkında olmadan etrafımızdakileri kızdırabilir, küstürebilir veya kırabiliriz. Yada etrafımızdakiler bizi. Çünkü bir insana herşey söyleyebilirsiniz. Fakat çocuğuna asla. Söylenen az birşey bile olsa felaket kırıcı olabilir. ''Aa daha dişi çıkmadı mı?'' Bu soru yada söylem annenin 2 gün uykusuz kalmasına sebep olabilir. En azından benim olabilirdi.
Bu yazıyı şu örneklemelerle bitirimek istiyorum. Ece yoğurt çok seviyor. Batuhan ağzına koymuyor. Ece sebze çok sevmiyor. Batuhan çok seviyor. Ece sallanmadan asla uyumuyor. Batuhan yatağında kendi kendine uyuyor. Batuhan doğuduğunda konak oldu. Ece olmadı. Ama şimdi hafif bir konağı oldu. Ece katı gıdaya geçişte kabız oldu. Batuhan olmadı. Bu liste sonsuza kadar gidebilir. Onun için hiç bir bebeği karşılaştırmamak lazım. Çünkü her bebek bir bireydir.
7. ay doktor kontrolü 25.06.2011
Kilo:7050gr
Boy:66.2cm
600gr almış, 1,5 cm uzamış Batuhan Bey. Ek gıdalar yaradı. Sağlıklıyız.
Doktor önerileri:
Haftada en az 5 kez et yiyecek.
9. aydan önce balık önermiyor denizlerin kirliliği sebebiyle.
Güneş kremi mümkünse hiç kullanmamazı istedi. Uzun kollu kıyafetlerle koruyup olabildiğince gölgede tutmalıymışız. Yanımızda bulundurmamız ihtiyaç olmadıkça kullanmamızı söyledi.
Çeşit çeşit sebzeler, otlar denememizi önerdi.
Tatilde yolculuk boyunca kavonuz mamalarını gönül rahatlığıyla kullanabilirmişiz. Sonuçta marketten aldığımız meyve, sebzelere de ne kadar güvenebiliyoruz ki.
Batuhan'ın boynundaki geçmeyen, rahatsız edici pişik, yara her neyse buna deniz suyunun iyi geleceğini düşünüyor. Umarım haklıdır.
Deniz suyu soğuk olursa küçük şişme havuzlardan alıp deniz suyuyla doldurup güneşte ısıtacağız.
Çıkan iki tane inci dişimizi yemeklerden sonra tülbentle silerek temizlemizi önerdi. Yemeklerden sonra kaşıkla su içirmekte işe yarıyormuş.
Yoğurt yedikten sonra ksumaları artıyor ve yoğurdu çok severek yemiyor. Reflüsü için yoğurdu ver
Boy:66.2cm
600gr almış, 1,5 cm uzamış Batuhan Bey. Ek gıdalar yaradı. Sağlıklıyız.
Doktor önerileri:
Haftada en az 5 kez et yiyecek.
9. aydan önce balık önermiyor denizlerin kirliliği sebebiyle.
Güneş kremi mümkünse hiç kullanmamazı istedi. Uzun kollu kıyafetlerle koruyup olabildiğince gölgede tutmalıymışız. Yanımızda bulundurmamız ihtiyaç olmadıkça kullanmamızı söyledi.
Çeşit çeşit sebzeler, otlar denememizi önerdi.
Tatilde yolculuk boyunca kavonuz mamalarını gönül rahatlığıyla kullanabilirmişiz. Sonuçta marketten aldığımız meyve, sebzelere de ne kadar güvenebiliyoruz ki.
Batuhan'ın boynundaki geçmeyen, rahatsız edici pişik, yara her neyse buna deniz suyunun iyi geleceğini düşünüyor. Umarım haklıdır.
Deniz suyu soğuk olursa küçük şişme havuzlardan alıp deniz suyuyla doldurup güneşte ısıtacağız.
Çıkan iki tane inci dişimizi yemeklerden sonra tülbentle silerek temizlemizi önerdi. Yemeklerden sonra kaşıkla su içirmekte işe yarıyormuş.
Yoğurt yedikten sonra ksumaları artıyor ve yoğurdu çok severek yemiyor. Reflüsü için yoğurdu ver
ECE UYUDUKTAN SONRA (2011)
Ece uyuyor. Akşam saat kaç olduğu farketmez. Uyudu. ''Oh rahatladım'' diyip ayaklarımı uzatmak mı? Tabikide hayır.
Ece uyuyor ve ben öncellikle 10 dakika onun yanında bekliyorum. Uyanmasın diye. Sonra dışarı çıkmışsak çantalarını boşaltıyorum. Çantaları diyorum çünkü Ece ile dışarı çıkmak yemek çantası ve giyecek çantası olarak iki çanta ile mümkün oluyor. Yemek çantasından kirlenen eşyalarını mutfağa bırakıyorum. Giyecek çantasındaki kirlenenleri banyoya bırakıyorum. Mutfağa dönüyorum. Kirlenen biberon, tabak, kaşık ve kapları beyaz sabunla yıkayıp, steril makinasına koyuyorum. Bu arada akşam yaklaşık 3'teki kalkışı için kaynamış suyunu hazırlıyorum. Oda bittikten sonra yoğurdunu mayalayıp, yoğurt makinasına koyuyorum. Çıkan bulaşıkları da bitirdikten sonra buzdolabının karşına geçip Ece'ye ayrılan rafa bakıyorum. Eksikleri var mı? Buzdolabının önündeyken peyniri görüyorum. Aa evet yarın sabah kahvaltısı için peyniri suya koymak. Bunu unutmamalıyım. Sebzesi ve meyvası da var. Tamam. Şimdi biraz oturabilirim. Yok yok yatmalıyım çok yoruldum. Anne olmak zor, katı gıdaya geçmek daha zor. Ecem büyüdükçe sanırım bu zorluklar artarak çoğalacak. Kızım için tüm yorgunluğa değer. Yeterki o mutlu olsun.
Ece uyuyor ve ben öncellikle 10 dakika onun yanında bekliyorum. Uyanmasın diye. Sonra dışarı çıkmışsak çantalarını boşaltıyorum. Çantaları diyorum çünkü Ece ile dışarı çıkmak yemek çantası ve giyecek çantası olarak iki çanta ile mümkün oluyor. Yemek çantasından kirlenen eşyalarını mutfağa bırakıyorum. Giyecek çantasındaki kirlenenleri banyoya bırakıyorum. Mutfağa dönüyorum. Kirlenen biberon, tabak, kaşık ve kapları beyaz sabunla yıkayıp, steril makinasına koyuyorum. Bu arada akşam yaklaşık 3'teki kalkışı için kaynamış suyunu hazırlıyorum. Oda bittikten sonra yoğurdunu mayalayıp, yoğurt makinasına koyuyorum. Çıkan bulaşıkları da bitirdikten sonra buzdolabının karşına geçip Ece'ye ayrılan rafa bakıyorum. Eksikleri var mı? Buzdolabının önündeyken peyniri görüyorum. Aa evet yarın sabah kahvaltısı için peyniri suya koymak. Bunu unutmamalıyım. Sebzesi ve meyvası da var. Tamam. Şimdi biraz oturabilirim. Yok yok yatmalıyım çok yoruldum. Anne olmak zor, katı gıdaya geçmek daha zor. Ecem büyüdükçe sanırım bu zorluklar artarak çoğalacak. Kızım için tüm yorgunluğa değer. Yeterki o mutlu olsun.
NORMAL DOĞUM
Hamile
olduğunuzu anladığınız andan hamileliliğinizin son haftalarına kadar
aklınızda bir çok soru vardır. Ama bir soru vardır ki içinizde hem
korku, hem endişe, hem de sıkıntıya sebep olur. İşte o soru: Normal
doğum mu? Sezeryan mı? Bunun bir soru olmadığı Avrupa ülkelerinde
kadınlar hiç düşünmeden normal doğum yaparken bizde bu niye bir soru ve
insanlara bırakılan bir tercih anlamak zor.
Tabi
bunlar benim düşüncelerim ve bir bilimselliği yok. Ve benim kati
düşüncem zor bir normal doğum geçirmiş olmama rağmen normal doğumun
hayatımda yaşadığım en harika süreç olduğudur.''Acı çekmekten korkmak'' sezeryan fikrini insanların aklına sokan , yada insanlarının sezeryan için arkasına saklandıkları bahane. Oysa ki evladımız bize sonsuz mutluluk verirken hayatımız boyuncada zaten acı verecek. Düştü, ağladı, üzüldü içimiz hep acıycak. İlk acısı da bu olsun. Zaten adı üzerinde normal doğum. Bunun kadar normal bir şey olabilir mi?
Zorunlu bir takım şartlar; öncesinde geçirilen bir ameliyat, bebeğin iri olması, ters durması bu gibi durumlarda zaten ısrarın bir anlamı yok. Ama sonuçta herşey normalse normal doğumun akışına kendini bırakmak gerek. Korkuları anlıyorum. Bende çok korktum. Korkmadım diyen bence yalan söyler. Bu hayatımın en korkunç anıydı. Ama bana normal doğumdan daha korkunç gelen sezeryan ve karnımın kesilmesi düşüncesiydi.
Ailem ''bir daha çocuk düşünürseniz kesinlikle sezeyan düşünün bizim yüreğimiz bunları bir daha kaldırmaz'' diyor. Çünkü birini özellikte çok sevdiğiniz birini acı çekerken görmek oldukça zor. Ama acınız öyle bir acı ki sonu çok büyük mutluluk, öyle bir acı ki son bir nefes veriyorsunuz ve bıçak gibi kesiliyor acı. Son bir sancı, son bir çığlık ve herşey bitiyor. Derin bir huzur. Bir mucize. Bu mucizeyi kendi kendinize elinizden almayın lütfen.
HAMİLELİKTE YAPTIKLARIM
Hamile
olduğumu öğrendiğimde heycandan bir yumruk yemiştim mideme. Nefesimi
kesen ama mutluluk veren. Planlı bir süreçti ama ne kadar planlı olursa
olsun şaşırmamak imkansız. Bu şaşkınlık, mutluluk ve heycan dalgası
geçince düşünmeye başlıyorsunuz. Aman Allahım içimde bir canlı büyüyor
ve ben onun için en iyisini yapmalıyım. Ama ne yapmalıyım? Doktorunuz,
arkadaşlarınız hemen tavsiyelerde bulunmaya başlıyor. Hemen
araştırmalara başlanıyor. İnternet kitaplar ve daha bir sürü kaynak.
Benim tüm bu edindiğim bilgiler doğrultusunda yaptıklarım ve tüm
hamileliğimde uymaya çalıştığım şeyler şunlardı:
- Bebeğin zihin gelişimi için haftada 1 veya 2 somon balığı ve günde 1 avuç ceviz yemek. (Somon lezzetsiz bir balık. Ama soslarla tatlandırabilirsiniz. Cevizide unutmamak için işyerine götürmüştüm. Orada yiyordum.)
- Göbek ve bacak bölgesine kakao yağı sürmek. Çatlak oluşumlarına karşı önlem olarak. (Bende pek bir işe yaramadı. Bünye meselesi. Ama işe yaradığı çok insan tanıyorum. Yapmakta fayda var.)
- Haftada 1 kere hamilelik yogası yapmak. (Hadi canım demeyin. Bende inanamıyorum. Ama gerçekten yaptım.)
- Uyurken sol tarafa yatmak. (Benim gibi yüzüstü yatan biri için hamileliğin son zamanlarında bu olay ttam bir eziyet olmuştu.)
- Hamilelik ve doğum kurslarını araştırıp, eşimle birine katılmak. (Hamileliğimin 32. haftasında kursa başladık. Bildiğim kadarı ile tüm hastanelerin ücretsiz kursları oluyor. burda önemli olan size uyan tarih ve saatler.)
- İş yerinde aklıma geldikçe klasik müzik freakansını açıp dinlemek. (Genelde unutuyordum. )
- Elimden geldiğince kimyasallardan uzak durmak. (Bunlara oda kokuları, duş jeli, şampuan, sıvı sabunlar, oje, aseton, saç boyası gibi şeyler dahildi. Belki abarttım ama evet bunları da yaptım.)
- Yine elimden geldiğince organik beslenmek. (İstanbulda organik pazarların bile ne kadar organik olduğu tartışma konusu ama ben yinede oralardan beslenmeye özen gösterdim.)
- Ayaklarımı evde ve işyerinde sürekli uzatmak. (İş yerinde ayaklarımı odam müsait olduğu için masanın altından sandalyeye uzatıyordum. Çalışan bayanlara özellikle tavsiyem budur. Ayaklarınızın şişmemesine özen gösterin. Ödem oluşması çok sinir bozucu.)
- Hamileliğimin yaza gelen kısmında bol bol su ve meyva tüketmek. (Bu da yine ödem oluşmaması için önemli. Ben zaten az tuz tüketen biriyim. Ama tuz tüketimiede çok dikkat etmek gerek.)
- Süt, yoğurt ve peynir. Bu kalsiyum kaynaklarından mümkün olduğunca faydalanmak. (Çünkü bebeğiniz dişlerinizin ve saçlarınızın en büyük düşmanı. Bu kaybı en aza indirmek için bol bol kalsiyum almak gerekli.)
- Bitki çayları, kahve, kola, asitli içecek tüketimini sıfıra indirmek. Çayı da çok çok açık içmek. (Çaydan vazgeçmem mümkün değildi.)
- Rahat ayakkabılar ve rahat kıyafetler. (Hamile pantolanları, robadan bol elbiseler ve sandaletler. Kış hamileri için üzgünüm pek tavsiyem yok.)
- Taşıdığım koca çantaya elvada diyip, minik bir çantaya sığmak. (Metre, makyaj seti, kalem, bloknot, kitap gibi şeyleri çantadan çıkrmak.)
- Gürültülü ve dumanlı ortamlardan tamamen uzaklaşmak. (Nargile kafelere elveda.)
- Alkol ve sigarayı yazmama gerek yok diye düşünmüştüm ama sona yinede yazıyım dedim. (Gerçi bırakmyan çok duydum. Ama çocuğumu bu kadar severken ona zarar verebilecek böyle bir benciliği anlamak çok zor.)
MUCİZENİN ADI BATUHAN
Her annenin kendine özgü, özel, eşsiz bir doğum hikayesi vardır. Bu
dünyanın en güzel deneyimi ömür boyu unutulmayacak her samimi arkadaş
ortamında anlatılacaktır artık. Normal doğum, sezeryan, kolay, zor,
ağrısız ağrılı, uzun süren, kısa süren, erken, geç.... Bu süreci nasıl
geçirmiş olursa olsun anne sonuç hep aynıdır, hep bir mucizedir. Benim
mucizemin adı BATUHAN.
BEDİA
BEDİA
ORADA BİR CANLI BÜYÜYOR
Her saati, her dakikası, her saniyesi doya doya tadını çıkara çıkara
geçirilmesi gereken 9 mucizevi ay. Bir canlının oluşumunu bu kadar
yakından takip etmek ve hissetmek, onu beslemek, taşımak...Bir insan
başka hiç bir dönemde kendini bu kadar özel önemli hissedemez. Çünkü o
kendi için dünyanın en önemli varlığını taşıyordur karnında. Ve şu anda o
anne için dünyanın en önemli varlığının ilerde tüm dünya için söz
sahibi büyük liderlerden biri ya da tüm insanlığa ışık tutacak icatlar
yapmış bir bilim insanı olma olsalığı vardır. Yani gayet haklı bir
gururdur bu.
Bizim hikayemiz 2 Mart 2010'da başladı. Evleneli 7 ay olmuştu. İkimiz de deli gibi çocuk istiyorduk. Derken bir hafta arayla birimiz teyze birimiz amca olacağını öğrendi. Yarı anne ve yarı baba olacaktık. Bu sevinçle çocuk planlarını erteleyip evliliğimizin tadını çıkarmaya karar vermiştik gönül rahatlığıyla. Ama benden vazgeçemezsiniz dedi miniğim. Tam planlar programlar yapılmıştı ki bir şüpheyle geldi müjde. Ama biz daha şunu yapacaktık, ama biz daha bunu yapacaktık....Artık bu amalar için çok geçti. O bize ama madem beni istiyordunuz ayarlasaydınız kendinizi kardeşim deyivermişti. Haklıydı da. Biz bugüne kadar planlar programlar yapıp onları uygulamak yerine hayat bize ne getirirse onu yaşamayı tercih etmiş iki insandık. Birbirimizden ayrı hayatlarımız böyle gelmiş böyle gitmişti. Birbirimizi bulunca da aynı şekilde devam etmiştik hayata. Rahat insanlardık anlayacağınız. Hayat şimdi de bize bunu getirmişti ve yaşayacaktık. Ama şimdi durum biraz farklıydı. Şu dünyaya gelecek bir insancığın nelere nelere ihtiyacı yoktu ki. Kafama balyozla vurulmuştu sanki. Herşey mükemmel olmalıydı ama nasıl?
Bu düşünceler endişeler sadece kafamda kocaman kocaman soru işaretleri olarak kalakalmış bense hamileliğimin keyfini çıkarmak adına rahat rahat geniş geniş hayatın kollarını bırakıvermiştim kendimi. Tabi ki baba adayımızın benden kalır tarafı olmadığını söylemeye gerek yok. Böylece 6 ay geçivermişti bile. Aslında bizim bu yeni aile bireyi için bazı değişiklikler yapma ihitiyacımız vardı. Bu değişikliklerden biri evdi mesela. Evet küçücük bir problem, taşınmamız gerekiyordu ve iş başa düşmüştü. Ben koca karnımla başladım emlakçı emlakçı, ev ev dolaşmaya. Görenlerin şaşkınlığı, yardımseverliği, ilgisi izlenmeye değerdi. Uzun aramalar taramalar sonucu, bir kaç kere her şeyden vazgeçmişken sonunda evet tamam burasıdır diyebileceğimiz bir yer bulduk. İşin zor kısmını atlattığımızı düşünüyorduk ama yanılmışız her şey şimdi başlıyordu. Evimize göre yeni mobilyalarımızın siparişini verdik. Burda tek bir cümleyle geçsem de bu mobilya seçme, alma işinin sakın ha kolay olduğunu sanmayın. Tadilatlar için ustalarla anlaştık. Zaman konusunda garanti aldık. Bu tadilatlar uzadı da uzadı. Doğum yaklaştıkça yaklaştı. Tık tak tık tak zamanla yarışıyorduk. Tam bugün derken tekrar tekrar bir iş çıkıyordu. Bu arada teyze ve amca olmuştuk. Hayat bu sefer bize alın bakalım bir sürü mutluluk, heycan, telaş karmaşa hepsini bir arada yaşayın demişti. Etrafımızda kimse kalmamış herkes bir yerlere dağılmıştı. Yalnızdık. Tam bu sırada anneannem yetişti. Gerçekten tam bir süper kahraman gibi. Yaş dolayısıyla fiziksel olarak bir yardım beklelememiz mümkün değildi ama manevi olarak verdiği destek beni düze çıkardı. Onu çok seviyorum.
Doğumuma en az daha 2 haftam vardı. Son doktor kontrolümüz pek iyi geçmemiş muhtemelen kendimi yorduğum için bebeğimin gelişiminin durmak üzere olduğu söylenmişti. Dünya başıma yıkılmıştı. Ben ona güzel bir ortam hazırlayayım derken farkında olmadan ona zarar vermiştim. Dinlenmem sıkı sıkı tavsiye edilmişti bir de bunun nasıl olacağını söyleyiverseydi ya sevgili doktorum.
Ece doğalı 18 gün olmuştu. O gün mevlit yapılacaktı. Benim gitmem imkan dahilinde değildi. Mevlit sonrası sevgili annem, teyzem ve yengelerim yardımıma yetişti. Tüm beceriklilikleriyle evime son halini verdiler. Her şey yerine oturmuş görünüyordu ki o da ne bir kasılma yok canım daha değil olamaz 2 haftam var. Bekle bekle o da ne bir daha. Söylesem söylemesem? Herkesi telaşlandırmaya gerek var mı? Derken evet bir daha. "Hey millet bana bir şeyler oluyor" dememle çevremde gözleri saate , kasılma sayan bir insanlar topluluğu oluşmuştu. Ne kadar da şanslıydım hepsi yanımdaydı. Ve miniğim "her şey tamam görünüyor, artık amalarınız bitmiş olmalı, ben burayı sevdim, artık gelebilirim" demişti. O kararını vermişti bile yapacak bir şey yoktu.Ve hayat bu sefer bizim karşımıza dünyalar güzeli bir evlat çıkarıyordu....
BEDİA
Bizim hikayemiz 2 Mart 2010'da başladı. Evleneli 7 ay olmuştu. İkimiz de deli gibi çocuk istiyorduk. Derken bir hafta arayla birimiz teyze birimiz amca olacağını öğrendi. Yarı anne ve yarı baba olacaktık. Bu sevinçle çocuk planlarını erteleyip evliliğimizin tadını çıkarmaya karar vermiştik gönül rahatlığıyla. Ama benden vazgeçemezsiniz dedi miniğim. Tam planlar programlar yapılmıştı ki bir şüpheyle geldi müjde. Ama biz daha şunu yapacaktık, ama biz daha bunu yapacaktık....Artık bu amalar için çok geçti. O bize ama madem beni istiyordunuz ayarlasaydınız kendinizi kardeşim deyivermişti. Haklıydı da. Biz bugüne kadar planlar programlar yapıp onları uygulamak yerine hayat bize ne getirirse onu yaşamayı tercih etmiş iki insandık. Birbirimizden ayrı hayatlarımız böyle gelmiş böyle gitmişti. Birbirimizi bulunca da aynı şekilde devam etmiştik hayata. Rahat insanlardık anlayacağınız. Hayat şimdi de bize bunu getirmişti ve yaşayacaktık. Ama şimdi durum biraz farklıydı. Şu dünyaya gelecek bir insancığın nelere nelere ihtiyacı yoktu ki. Kafama balyozla vurulmuştu sanki. Herşey mükemmel olmalıydı ama nasıl?
Bu düşünceler endişeler sadece kafamda kocaman kocaman soru işaretleri olarak kalakalmış bense hamileliğimin keyfini çıkarmak adına rahat rahat geniş geniş hayatın kollarını bırakıvermiştim kendimi. Tabi ki baba adayımızın benden kalır tarafı olmadığını söylemeye gerek yok. Böylece 6 ay geçivermişti bile. Aslında bizim bu yeni aile bireyi için bazı değişiklikler yapma ihitiyacımız vardı. Bu değişikliklerden biri evdi mesela. Evet küçücük bir problem, taşınmamız gerekiyordu ve iş başa düşmüştü. Ben koca karnımla başladım emlakçı emlakçı, ev ev dolaşmaya. Görenlerin şaşkınlığı, yardımseverliği, ilgisi izlenmeye değerdi. Uzun aramalar taramalar sonucu, bir kaç kere her şeyden vazgeçmişken sonunda evet tamam burasıdır diyebileceğimiz bir yer bulduk. İşin zor kısmını atlattığımızı düşünüyorduk ama yanılmışız her şey şimdi başlıyordu. Evimize göre yeni mobilyalarımızın siparişini verdik. Burda tek bir cümleyle geçsem de bu mobilya seçme, alma işinin sakın ha kolay olduğunu sanmayın. Tadilatlar için ustalarla anlaştık. Zaman konusunda garanti aldık. Bu tadilatlar uzadı da uzadı. Doğum yaklaştıkça yaklaştı. Tık tak tık tak zamanla yarışıyorduk. Tam bugün derken tekrar tekrar bir iş çıkıyordu. Bu arada teyze ve amca olmuştuk. Hayat bu sefer bize alın bakalım bir sürü mutluluk, heycan, telaş karmaşa hepsini bir arada yaşayın demişti. Etrafımızda kimse kalmamış herkes bir yerlere dağılmıştı. Yalnızdık. Tam bu sırada anneannem yetişti. Gerçekten tam bir süper kahraman gibi. Yaş dolayısıyla fiziksel olarak bir yardım beklelememiz mümkün değildi ama manevi olarak verdiği destek beni düze çıkardı. Onu çok seviyorum.
Doğumuma en az daha 2 haftam vardı. Son doktor kontrolümüz pek iyi geçmemiş muhtemelen kendimi yorduğum için bebeğimin gelişiminin durmak üzere olduğu söylenmişti. Dünya başıma yıkılmıştı. Ben ona güzel bir ortam hazırlayayım derken farkında olmadan ona zarar vermiştim. Dinlenmem sıkı sıkı tavsiye edilmişti bir de bunun nasıl olacağını söyleyiverseydi ya sevgili doktorum.
Ece doğalı 18 gün olmuştu. O gün mevlit yapılacaktı. Benim gitmem imkan dahilinde değildi. Mevlit sonrası sevgili annem, teyzem ve yengelerim yardımıma yetişti. Tüm beceriklilikleriyle evime son halini verdiler. Her şey yerine oturmuş görünüyordu ki o da ne bir kasılma yok canım daha değil olamaz 2 haftam var. Bekle bekle o da ne bir daha. Söylesem söylemesem? Herkesi telaşlandırmaya gerek var mı? Derken evet bir daha. "Hey millet bana bir şeyler oluyor" dememle çevremde gözleri saate , kasılma sayan bir insanlar topluluğu oluşmuştu. Ne kadar da şanslıydım hepsi yanımdaydı. Ve miniğim "her şey tamam görünüyor, artık amalarınız bitmiş olmalı, ben burayı sevdim, artık gelebilirim" demişti. O kararını vermişti bile yapacak bir şey yoktu.Ve hayat bu sefer bizim karşımıza dünyalar güzeli bir evlat çıkarıyordu....
BEDİA
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









